İmam-ı Âzam Ebu Hanife , zekası ve muhakemesi yanında delil olmaksızın hüküm vermeme prensibine haizdi. İmam Şâfi onun hakkında , “Şu sütun altundandır, dese bunu delilleriyle ispat ederdi” der.
“Menâkıb-ı İmam-ı Âzam” kitabının yazarı İbn-i Hâcer el- Heytemî’nin Şafi olduğu söylenir. Şâfi mezhebi mensuplarınca O’nun aleyhinde konuşulduğunu işitince üzülmüş ve hakkında mezkur kitabını yazmış…
O kıyas fıkhının babasıdır. Nâs kabul ettiği bir hadisten istinbad ve istihrâc yaparak hüküm çıkarmış ve sağlığında 63 bin fetva vermiştir. Onun verdiği fetvaları Hindistanlı Âlemgîr Şâh, kurduğu bir heyetle toplattırmış ve bugün elimizdeki 16 ciltlik “Fetevâ-yı Hindiyye” külliyatını oluşturmuştur.
Hz Ali’nin torunu 12 İmam’ın 5.cisi İmam Bakr ( İmam Cafer olarak da bilinir) bir gün hac mevsiminde Medine’de Ebu Hanife ile bir araya gelmişlerdi . İmam Muhammed O’na :
-“Ceddim Muhammed (AS) ‘in hadislerine muhalefet ediyormuşsun ” dedi. Ebu Hanife :
-“Allah korusun ! Nasıl olur. Oturun. Ceddiniz Rasulullaha ve size büyük hürmetim vardır, dedi. Kendisi iki dizi üzerine gelerek aralarında şu konuşma geçti ”
- Kadın mı zayıftır, erkek mi?
- Kadın zayıftır.
- Kadının hissesi mirasta yarım, erkeğin ise tamdır. Eğer kıyas ile hareket etseydim, zayıfı korur, onun mirastaki sehmini artırırdım.
- Namaz mı efdaldir, yoksa oruç mu?
- Namaz efdaldir.
- Eğer kıyas ile konuşmuş olsaydım, bu efdalliğe binaen kadının hayızlı zamanlarında kılamadıkları namazlarını eda edilmesini isterdim.
- İnsan idrarı mi pistir yoksa meni mi?
- İdrar daha pistir.
- Eğer kıyasla hareket etmiş olsaydım, her idrar edenin gusül yapması gerektiğine hüküm verirdim. Hadis’in dışında hüküm vermekten Allah korusun. Ben Rasulullah’ın sözlerinin dışına çıkamam.
Bunun üzerine İmam Muhammed El-Bakır ayağa kalkarak Ebu Hanife’yi alnından öptü .[1]
Ebu Hanife’nin 25 sayfalık “Fıkh-ı Ekber” ‘inden başka yazdığı eseri yoksa da, 36 Müctehid İmam yetiştirmiştir. Onun hoşgörü ve hüsnüniyete örnek bir kıssası da şöyle anlatılır :
Ders meclisindeyken içeri bir adam girer ve :
-“ Yâ İmam ! Ben Hak’kı sevmem. Ben Cenneti istemem. Ben Cehennemden korkmam. Ben , ölü hayvan eti yerim. Ben nikahsız bir kadınla beraber olurum. Benim hakkımda hüküm nedir?”
Ebu Hanife dersindeki imamlara tevcih ederek ; “Buyrun siz hakkında hüküm verin” der.
Hemen tamamı özetle “küfrün, bu adamın paçalarından aktığına” hüküm verirler. Ebu Hanife :
-“ Bu adam “Hak’kı sevmem” dedi. “Ölüm hak’tır. İhtimal ki ; ölümü sevmiyordur. ” “Cenneti istemem” dedi, ihtimal ki ; “Cemalullahı istiyordur” , “Cehennemden korkmam “ dedi, Allah’ın lütfuna ve merhametine güveniyordur” , “Ölü hayvan eti yerim” dedi ; muhtemelen balık yiyordur.” , “Nikahsız kadınla beraber olurum” dedi ; ihtimal ki cariyesi vardır” . Siz bütün tahkikatı yapmadan, adam hakkında en katı hükmü veriyorsunuz” buyurur.
Bu da , tarihimizden bir anekdot :
Binebileceği at bulunması güç olacak kadar şişman aynı zamanda güler yüzlü , tatlı dilli bir adam olan Kanûni Sultan Süleyman’ın sadrazamı Semiz Ali Paşa , bir gün divanda müracaat sahiplerinin arzuhallerini alıyor ve lazım gelen emirleri veriyordu. Bu arada fakir bir afyon tiryakisi de Paşa’ya arzuhalini vermek üzere elini cebine soktu. Fakat arzuhali çıkarırken telaşla , afyon kutusunu düşürdü. Afyon yutmak, yasak olduğundan Paşa fakire tatlı bir sesle ihtarda bulundu :
-“ Efendi ! Pusulanızı düşürdünüz!”
Tiryaki telaşla yere eğildi, kutuya el attı ; fakat alırken kutunun kapağı açıldı ve yuvarlak, hap şeklindeki afyonlar ortalığa yayıldı. Suçun artık hiçbir suretle örtülmeyecek kadar açığa vurulmasına rağmen , Ali Paşa :
-“Tespih koptu” dedi, “toplayınız.”[2]
Asr-ı Saadette ve Yükseliş Devrimizde görülen , fazilet ve erdem yüklü hoşgörü , hukuk ve adalet anlayışını tahassürle yâd ediyoruz.








