DR. KADİR ÇETİN


“GEÇİCİ ATEŞKES” UMARIZ “KALICI BARIŞA” EVRİLİR

Kadir Çetin Yazısı


Epstein çetesinin (ABD-İsrail) İran'a saldırısı ile başlayan savaş, Dünyayı doğrudan ve dolaylı etkilemeye devam ediyor. İsrail'in gözü dönmüş Başbakanı Orta-Doğu'yu kan gölüne çeviriyor... 

Savaşın bütün yıkımı ortada iken insanlığın, medeniyet adına kazanımlarını hiçe sayan, bu birikimi askıya alan ve görmezden gelen bir deli ile bir manyağın savaş kararını durduramaması bütün ülke liderlerinin uykularını kaçırmalıdır.

Günlerdir ekranlara yansıyan İran, Lübnan, Filistin ve Bölgeden savaşın yıkıntıları, modern ve medeni dünyanın insani gelişmişlik adına tüm “ilerleme” iddialarını yerle bir edecek kadar ağır.

Öğrenci Sınıfının Enkazında İnsanlık Aramak

Savaşın ilk günlerinde İran’daki bir okuldan yükselen çığlık savaşın gerçek yüzünü göstermiştir aslında. 

Bir okul düşünün… Bir sınıf… Kara tahtada yarım bırakılmış bir cümle… Yere saçılmış kitaplar, defterler, kırılan kalemler… Yarım kalmış hayaller… Ve artık o sıralara dönemeyecek çocuklar. 

Bu tablo, savaşın “kaçınılmaz sonuçları” diye geçiştirilemez. Bu, düpedüz bir insanlık suçudur. Ve dünya, bu suça sadece tanıklık etmiyor; susarak ortak oluyor. 

Ne yazık ki dünya liderleri, Epstein çetesinin haksız, hukuksuz Filistin/Gazze ve İran saldırısı karşısında İspanya Başbakanı Sayın Sanchez gibi bir duruş sergileyemedi. 8,5 milyar nüfuslu dünya, coğrafyamızda bombalamalara hedef olan ve yüzbinlerin ölümüne sebep olanlardan hesap soramayarak bu sınavda bir kez daha sınıfta kaldı. 

Medeniyet Maskesi Düşüyor

Bugün savaşın üzerinden 40 küsur gün geçti. Saldırıların hedefinde yalnızca askeri unsurlar yok. 

  • İçme suyu tesisleri vuruluyor, 
  • Elektrik altyapıları, yollar, köprüler çökertiliyor, 
  • Şehirler sistematik biçimde yaşanmaz hale getiriliyor. 

Bu, klasik bir savaşın ötesinde, toplumları topyekûn çökertmeye yönelik bir stratejidir. 

Savaşa karar veren Epstein çetesi hiç utanmadan, sıkılmadan gözümüzün içine baka baka “İran’ı yeryüzünden sileriz… Taş devrine döndürürüz ” diyebiliyor… 

Bunu ne adına ve niçin yapacaksın? Sorusunun cevabını vermesi gerekmez mi? Ayrıca, bu bağlamda o kadar masum sivilin katiline bunun hesabının sorulması gerekmez mi?

Filistin’de gördüğümüz ve alışamadığımız bu tablo, şimdi İran ve Lübnan coğrafyasında sahneleniyor. İnsan ister istemez soruyor:

  • Kendini “medeniyetin temsilcisi” olarak tanımlayan dünya nerede?
  • İnsan hakları söylemini dilinden düşürmeyen devletler neden sessiz?
  • Uluslararası kurumlar, özellikle Birleşmiş Milletler, bu yıkım karşısında neden etkisiz?
  • Ey medeni dünya, nerede sizin uluslararası hukukunuz? 

Birleşmiş Milletler hâlâ seyirci. Kararlar yok, yaptırımlar yok, caydırıcılık yok. Sadece alışılmış bir sessizlik… Daha doğrusu, organize bir suskunluk… 

Ve içinizden yükselen o çığlık: Ey Medeni dünyanın liderleri, çocukların yüzünüze sıçrayan kanı da mı sizi uyandırmaya yetmedi?

Sessizlik Değil, Açık Bir Çöküş

Batı dünyası susuyor çünkü işine geliyor. Silah üreten, satanlar ve kazananlar devrede… Ama asıl çarpıcı olan, İslam dünyasının hali. Tepki yok denecek düzeyde, refleksler gecikmeli, irade dağınık.

Bu artık “sessizlik” değil. Bu, açık bir siyasi ve ahlaki çöküştür.

Haksızlık karşısında susmanın ne anlama geldiğini hatırlatmaya bile gerek yok. Bugün susanlar, yarın bu sistemin hedefi olduklarında konuşacak zemin bile bulamayacaklar.

Diplomasi Var, Muhatap Yok

Bu karanlık tablonun ortasında zaman zaman “barış” haberleri düşüyor ekranlara. Diplomasi trafiği yoğun, görüşmeler ardı ardına geliyor. Ancak dikkatle bakıldığında ciddi bir sorun göze çarpıyor: Görüşülen aktörler, savaşın gerçek tarafları değil.

Diplomasi var, ama muhatap yok. 

Ana akım medyada her akşam aynı manşetleri görüyoruz: 

  • “Sayın Cumhurbaşkanımız savaşı durdurmak için görüştü…” 
  • “Sayın Dışişleri Bakanımız barışı sağlamak amacıyla temaslarını sürdürüyor…” 

Dikkat kesiliyorsunuz. Ekranda cümleler uzuyor da uzuyor… Savaşın taraflarıyla mı konuşulmuş diye merakla kulak kesiliyorsunuz. Bekliyorsunuz ki bir isim gelsin, bir anlam çıksın. 

Ekrandan duyulan isimler; Sayın Cumhurbaşkanımız; Birleşik Arap Emirlikleri Başkanı bin Zayed, Kuveyt Emiri, Katar Emiri, Suudi Arabistan Veliaht Prensi, AB Komisyonu Başkanı, Almanya Şansölyesi... ile görüştü.

Aynı şekilde, Dışişleri Bakanımız Suriye, Katar, Ukrayna ve Özbekistan Dışişleri Bakanlarıyla görüştü.” cümlelerini duyuyorsunuz. 

Bunlar savaşın ortasında olanlar değil, kenarında bile değil!

Savaşın kaderini belirleyenler masada değilken yapılan görüşmeler, iyi niyet göstergesinden öteye geçemiyor. Bölge ülkeleriyle, Avrupa liderleriyle yapılan temaslar önemli olabilir; ancak asıl soruyu sormadan ilerlemek mümkün değil: Bu savaşı başlatanlar nerede?

Gerçek Güçle Yüzleşmeden Barış Olmaz

Bu savaşın fitilini ateşleyenler ortada: bir yanda “Barış/Demokrasi getireceğiz” diyerek her bombayı demokrasi ambalajına saran Dostum(!) Trump, diğer yanda Filistin’deki yıkımın baş aktörlerinden on binlerce Filistinli, Lübnanlı çocuğun katili Netanyahu… 

Eğer bu isimler ve temsil ettikleri güçler masada yoksa, yapılan görüşmelerin barış üretme kapasitesi ne kadar gerçekçidir?

Gerçek diplomasi, zor olanı yapmaktır. Alkış almak değil, sonuç üretmektir. Kameralar önünde verilen mesajlar kolaydır; asıl mesele, çatışmayı besleyen güçlerle yüzleşebilmektir.

Unutulan Cephe: Gazze

Bu savaşın gölgesinde unutulan bir gerçek daha var: Filistin/Gazze. İsrail’in uzun süredir baskı altına aldığı Filistin halkı, şimdi daha da görünmez hale gelmiş durumda. Kurulduğu söylenen uluslararası mekanizmalar (Gazze Barış Kurulu) kâğıt üzerinde kalırken sahadaki gerçek değişmiyor.

Gazze, adeta İsrail tarafından sessizce yutuluyor.

Yanlış Kapılar, Kayıp Zaman

Ortadoğu’daki bu çok katmanlı kriz, basit ama hayati bir gerçeği yeniden hatırlatıyor:
Barış, yanlış kapılar çalınarak bulunmaz.

Bir savaşı bitirmek için iki şeye ihtiyaç vardır: irade ve yetki. Eğer masadaki aktörlerde bu ikisi yoksa kurulan her cümle havada kalır. Bugün yaşanan tam olarak budur. Yangını çıkaranlarla konuşmadan, yangını söndürmek mümkün değildir.

Sonuç ve Değerlendirme

Pakistan’ın girişimi ile taraflar arasında sağlanan geçici ateşkes elbette bir nefes aralığı sağlar. Kalıcı barış, ancak doğru adreslerle kurulan temasla mümkündür. Aksi halde yapılan her girişim, zaman kazandırır ama çözüm üretmez.

Görünen o ki, medeni dünya bir yol ayrımında. 

Ya gerçeklerle yüzleşip etkili bir diplomasi yürüterek “Kalıcı Barış Sağlanacak” ya da bu “Barış Tiyatrosu” devam edecek.

Unutulmamalıdır ki barış, bir temenni değil; doğru muhataplarla ve insanlık adına adalet üzerine kurulan cesur bir iradenin ürünüdür. Yanlış kapılar çalındıkça ve adalet ıskalandıkça sadece zaman kaybedilir. 

BİLAL YAŞAR SAKAL
11.04.2026 15:05:23
Kaleminize sağlık

Abdurrahman Kaçmaz
18.04.2026 12:46:56
Kıymetli Baskanim Kadir Bey, Öncelikle yüreğinizden süzülen, vicdanın sesi olan bu anlamlı yazınız için size içtenlikle teşekkür ederim. Kaleme aldığınız her satırda sadece bir değerlendirme değil; eğitim camiasının acısı, toplumun kaygısı ve geleceğe dair samimi bir sorumluluk duygusu hissediliyor. Böylesine zor zamanlarda susmak yerine konuşmak, görmezden gelmek yerine hatırlatmak, eleştirmekle yetinmeyip çözüm çağrısı yapmak çok kıymetlidir. Ne yazık ki bugün okullarımızda yaşanan acı olaylar artık münferit hadiseler olarak görülemez. Bunlar, uzun süredir biriken sorunların, ertelenen çözümlerin ve ihmal edilen uyarıların sonucudur. Güvenlikten rehberliğe, aile yapısından toplumsal dile kadar birçok başlık doğrudan okul iklimini etkilemektedir. Çünkü okul, toplumdan bağımsız bir alan değildir; dışarıda ne varsa bir süre sonra sınıfa da yansımaktadır. Eğitim yönetimi açısından bakıldığında sistemin en büyük ihtiyacı; adalet, liyakat ve güçlü kurumsal akıldır. Görevler ehil ellere teslim edilmediğinde, yöneticilik makamı bir sorumluluk alanı olmaktan çıkıp sadece unvana dönüştüğünde bedelini en çok öğretmenler ve öğrenciler ödemektedir. Oysa okul yöneticisi yalnızca idare eden değil; güven veren, yol gösteren, kriz çözen ve kurum kültürü inşa eden kişidir. Öğretmenlerimiz ise bugün her zamankinden daha ağır bir yük taşımaktadır. Sadece ders anlatmıyor; öğrencinin psikolojisiyle, aile kaynaklı sorunlarla, dijital çağın baskılarıyla ve değişen davranış kalıplarıyla da mücadele ediyor. Buna rağmen zaman zaman yalnız bırakılıyor, değersiz hissettiriliyor ve mesleki itibarı zedeleniyor. Oysa öğretmeni güçsüzleştiren her yaklaşım, doğrudan geleceği zayıflatır. Sendikalarımız da eğitim hayatının önemli paydaşlarıdır. Çalışanların hakkını, hukukunu ve emeğini korumak gibi değerli bir misyona sahiptirler. Ancak bu misyonun daha erdemli, daha kapsayıcı ve daha vicdanlı bir anlayışla yürütülmesi büyük önem taşımaktadır. Çünkü sendikal mücadele sadece makam ve kadro tartışmalarıyla sınırlı kalmamalı; sahadaki gerçek sorunlara da güçlü şekilde temas etmelidir. Örneğin temel eğitimde norm ihtiyacı varken, mevzuatta vekil öğretmenlik imkânı bulunmasına rağmen öğretmenlerin ücretli öğretmen statüsünde çalıştırılması önemli bir yaradır. Aynı sınıfa giren, aynı sorumluluğu taşıyan, aynı çocukların hayatına dokunan bir öğretmenin çok düşük ücretlerle çalıştırılması vicdanları sızlatmaktadır. Bir eğitim emekçisinin, okulda görev yapan başka çalışanlardan daha düşük gelirle ayakta kalmaya çalışması yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ahlaki bir sorundur. Bu noktada en gür sesin sendikalardan yükselmesi beklenir. Diğer yandan velilerimizin desteği elbette değerlidir. Fakat okul yönetimine baskı kurarak, siyasi güç ya da nüfuz kullanarak rol üstlenmeye çalışmak eğitim ortamına zarar verir. Çocuklarımız en çok yetişkinlerin adaletli tavrından etkilenir. Kurallar kişilere göre değiştiğinde, öğrencilerde de aidiyet ve saygı duygusu zayıflar. Bugün yanı başımızda savaşın gölgesi varken, toplum olarak hassasiyetimizin artması doğaldır. Ancak böylesi dönemlerde çocuklarımızı eğitimden uzaklaştırmak değil, tam tersine okulla daha güçlü bağ kurmalarını sağlamak gerekir. Pandemi sürecinde uzun süre evde kalan çocuklarımızın nasıl akademik, sosyal ve duygusal kayıplar yaşadığını hep birlikte gördük. Ekran bağımlılığı, yalnızlık, sanal ortamların riskleri ve öğrenme kayıpları hâlâ etkisini sürdürmektedir. Bu nedenle olağanüstü bir zorunluluk olmadıkça çocukların okuldan uzak kalmasını normalleştiren her yaklaşım dikkatle değerlendirilmelidir. Çünkü okul sadece ders yeri değildir. Okul; güvenli alan, umut kapısı, sosyal gelişim merkezi ve geleceğin inşa edildiği yerdir. Bizim görevimiz kapıları kapatmak değil, o kapıları daha güvenli, daha adil ve daha güçlü hale getirmektir. Sonuç olarak bugün ihtiyaç duyduğumuz şey suçlu aramak değil, ortak sorumluluk bilinciyle çözüm üretmektir. Liyakati önceleyen yönetim anlayışı, öğretmeni güçlendiren politikalar, emeği koruyan sendikal duruş, aileyle sağlıklı iş birliği ve öğrenciyi merkeze alan bir eğitim yaklaşımı… Ancak bunlarla yarınlarımızı güvence altına alabiliriz. Kaleminize, vicdanınıza ve cesaretinize teşekkür ediyor; hayatını kaybeden öğretmen ve öğrencilerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

BAŞKAN DURSUN’DAN 19 MAYIS GENÇLİK VE SPOR BAYRAMI MESAJI

SAADET PARTİSİ BAYRAMPAŞA’DAN ENGELLERİ KALDIRAN HEDİYE

KURBAN VEKALETLERİ KIZILAY’A EMANET

OKULLARDA "KIZILAY HİJYENİ" DÖNEMİ: DEV İŞ BİRLİĞİ PROTOKOLÜ İMZALANDI

MUHTAR ADAYI SEDAT GÜLŞEN’DEN GAZETEMİZE ZİYARET

ÇAY ZATEN 5 LİRAYDI: BU ALGI SİYASETİNİN TAM KENDİSİDİR!

BAŞKAN YARDIMCISI FARUK LAYIK İSTİFA ETTİĞİNİ AÇIKLADI

CHP KADIN KOLLARI ANNELER GÜNÜNDE HASAN MUTLU’NUN MESAJINI İLETTİ

ANTALYASPOR’U 4-2 MAĞLUP ETTİ GALATASARAY 26. KEZ ŞAMPİYON!

EYÜPSULTAN95 “EVDE ERKEN ÇOCUKLUK ÖĞRENME PROGRAMI” HİZMETE BAŞLADI

SABRİ AKPINAR PARKI PROJESİNDE ‘TAHSİS’ TARTIŞMASI İBRAHİM AKIN’A SORULDU

BİR NİNNİYLE DEĞİŞİR DÜNYA

SREBRENİTSA ANNELERİ’NDEN AYVALIK KAYMAKAMLIĞI’NA ZİYARET

ANNELER GÜNÜ’NE ÖZEL “KADIN EL EMEĞİ DURAĞI” EYÜPSULTAN’DA AÇILDI

KIZILAY BAYRAMPAŞA ŞUBESİ' KURBAN BAĞIŞI BEKLİYOR

MHP BAYRAMPAŞA’DA İBRAHİM YEŞİL DÖNEMİ: TEŞKİLAT KAPILARINI YENİDEN AÇTI

ALLAH’IN SELAMINI KİRLİ SİYASETE KURBAN EDENLER!

BAYRAMPAŞA’DA ANLAMLI İŞ BİRLİĞİ: TRAFİKTE ENGELLERİ SEVGİYLE AŞIYORUZ

MİLLET PARTİSİ: "GAZİOSMANPAŞA'DA 'MUHTEŞEM TÜRKİYE' MEŞALESİNİ YAKACAĞIZ"

ÖRNEK BİR OKUL: GAZİOSMANPAŞA ANADOLU İMAMA HATİP LİSESİ

İstanbul

16.05.2026

  • İMSAK 03:52
  • GÜNEŞ 05:39
  • ÖĞLE 13:05
  • İKİNDİ 17:01
  • AKŞAM 20:22
  • YATSI 22:02

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 33 24 4 5 48 77
2.FENERBAHÇE A.Ş. 33 21 2 10 40 73
3.TRABZONSPOR A.Ş. 33 20 4 9 25 69
4.BEŞİKTAŞ A.Ş. 34 17 8 9 19 60
5.GÖZTEPE A.Ş. 33 14 6 13 13 55
6.RAMS BAŞAKŞEHİR FUTBOL KULÜBÜ 33 15 9 9 22 54
7.SAMSUNSPOR A.Ş. 33 12 9 12 -2 48
8.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 34 10 13 11 -6 41
9.TÜMOSAN KONYASPOR 33 10 13 10 -6 40
10.CORENDON ALANYASPOR 33 7 10 16 1 37
11.KOCAELİSPOR 33 9 14 10 -11 37
12.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 33 9 14 10 -14 37
13.İKAS EYÜPSPOR 33 8 17 8 -15 32
14.KASIMPAŞA A.Ş. 33 7 15 11 -17 32
15.NATURA DÜNYASI GENÇLERBİRLİĞİ 33 8 18 7 -14 31
16.HESAP.COM ANTALYASPOR 33 7 18 8 -23 29
17.MISIRLI.COM.TR FATİH KARAGÜMRÜK 33 7 20 6 -24 27
18.ZECORNER KAYSERİSPOR 33 5 16 12 -36 27