Akdeniz’in ortasında, uluslararası sularda ilerleyen bir grup sivil tekne… Bu teknelerde, katil İsrail’in ablukaya aldığı Filistin/Gazze için çocuk maması, ilaç, hijyen malzemeleri var…
Ve dünyanın dört bir yanından gelen; dilleri, dinleri, renkleri farklı olan vicdan sahibi insanlar… Adına “Küresel Sumud”(1) denilen, yani direnişin, sebatın ve kararlılığın sembolü olan bu filo soykırımcı İsrail’in ablukasındaki Gazze’ye insani yardım taşıyor.
Uluslararası Sularda Bir Saldırı
Bu filonun 20 teknesine Akdeniz’in uluslararası sularında Siyonist İsrail tarafından müdahale edilerek aktivistler kaçırılmıştır. Kaçırılan aktivistler içinde 20 Türk Vatandaşı da bulunmaktadır.
“Küresel Sumud Filosu”na katil İsrail tarafından yapılan bu müdahale, yalnızca bir müdahale değil; uluslararası hukukun, insanlığın ve vicdanın açık bir sınavıdır.
Uluslararası sularda gerçekleşen bu müdahale, en temel denizcilik ve egemenlik kurallarının ihlalidir. Açık konuşalım, bunun adı, hangi gerekçeye sığınılırsa sığınılsın bu bir “korsanlıktır.”
Kaçırılan ülke vatandaşlarının kurtarılması için bu ülkelerin, korsanlık yapan Siyonist İsrail’e fiili müdahalesinin uluslararası hukukun tanıdığı bir hak olduğu konunun uzmanlarınca dile getirilmektedir.
Bu Cüretin Kaynağı Nedir?
Bir devlet, kendi ülkesine yüzlerce mil uzakta, uluslararası sularda seyreden sivil teknelere nasıl ve hangi hakla müdahale eder?
Daha önemlisi: Buna nasıl cüret eder?
Cevap acı ama basit: Çünkü karşısında güçlü bir yaptırım yok.
Çünkü dünya, sadece izliyor…
Tarih bize şunu defalarca göstermiştir: Zulüm, karşısında güçlü bir itiraz bulunmadığında büyür ve yaygınlaşır. Sessizlik, en az şiddet kadar yakıcı ve yıkıcıdır. Bugün Akdeniz’in uluslararası sularında Katil İsrail tarafından yapılan korsanlık da bu gerçeğin güncel bir yansımasıdır.
Sessizliğin Gürültüsü, Sokaklar ve Yönetimler
Dün benzer olaylarda hızla tepki veren uluslararası aktörler, bugün suskun.
Bu sessizlik, tarafsızlık değil; fiili bir onaydır.
Gazze konusunda ateşkese ve kurulduğu söylenen (Sayın Cumhurbaşkanımızın da üyesi olduğu) ancak ne yaptığı belli olmayan Gazze Barış Kuruluna rağmen sahadaki gerçeklik değişmiyor. Her gün İsrail’in Gazze’ye hatta Lübnan’a saldırısında insanlar ölüyor, çocuklar, kadınlar katlediliyor… Soğuk havada, yağmurda, karda çadırlarda hayatlarını devam ettirenler de Katil İsrail’in ablukası yüzünden açlığa mahkum ediliyor.
Filistin/Gazze’de Soykırımcı İsrail’in bu zulmünün durdurulamaması devletleri yönetenlerin ayıbıdır. Bu, aynı zamanda uluslararası hukukun aşındığı bir eşiktir.
Her şeye rağmen Batı’da sokaklar hareketli. Sivil toplum ses veriyor.
Coğrafyamızda ve İslam dünyasında ise tablo farklı: Halk öfkeli, yönetimler sessiz… Hatta edilgen.
Bu bir strateji değil, yöneticilerin açık bir zafiyeti ve güce teslimiyetidir.
Söz Değil, Eylem Zamanı
Artık kınama cümlelerinin bir karşılığı yok.
Somut adım olmadan hiçbir sözün değeri yok.
Diplomasi, yaptırım, uluslararası hukuk, fiili müdahale… Hepsi masada olmalı.
Çünkü mesele yalnızca Filistin/Gazze değil.
Mesele, kuralların ve kurumların var olduğu dünyanın, bir hukuk düzenine sahip olup olmadığıdır.
Sonuç ve Değerlendirme
Sonuç olarak, Filistin/Gazze’ye doğru yola çıkan o tekneler yalnızca insani yardım taşımıyor. Aynı zamanda insanlığın ortak vicdanını da taşıyor. Küresel Sumud Filosuna yapılan İsrail saldırısı ise sadece o teknelere değil, insanlığın ortak vicdanına yapılmış bir saldırıdır.
Ve o vicdan, bugün sınavdadır.
Sivil amaçlı insani yardıma yapılan bu saldırının uluslararası mahkemelerde hesabı sorulmalıdır. Bu konuda aktivistlerin vatandaşı olduğu ülkelerin hukuki süreci hemen başlatmaları ve sorumlulardan hukuk karşısında hesap sorulması gerekir. Zira aktivistlerin vatandaşı olduğu ülkelerin kendi vatandaşlarının dünyanın her yerinde hak ve hukuklarını korumak görevidir.
İnsanlık ve medeni dünya artık Siyonist İsrail’in bu haydutluğuna, bu vandallığına daha fazla tahammül edemez ve etmemelidir.
Şimdi herkesin kendine şu soruyu sorması gerekiyor:
Eğer, kurallı ve kurumlu bir dünyada yaşamak için katil İsrail’in bu haydutluğu, vandallığı ve korsanlığı karşısında insanlık şimdi birleşmeyecekse, ne zaman birleşecek?
_______________
(1)Sumut: Arapça “direniş, sebat, kararlılık” demektir.









