Kainattaki mutlak doğruları ve ilahi gerçekleri ancak insanlık kalitesinin zirvesini temsil eden dört seçkin sınıf görebilir: Peygamberler, Sıddıklar, Şehitler/Şahitler (Doğruların sarsılmaz savunucuları) ve Salihler.
Kur'an-ı Kerim'in de cennetle ve ilahi rıza ile müjdelediği bu dört sınıfın tam karşısında ise hakikate gözlerini kapayan, evrensel değerleri çiğneyen müşrikler ve münafıklar yer alır. Çünkü doğrular ve adalet, insanlığın ortak evrensel değerleridir; bu değerleri idrak edebilmek ise insan beyninin ve bilincinin ulaştığı en üst mertebe ile mümkündür.
Nöro-Teolojik Açıdan İnsan ve Beşer Ayrımı
Evrimsel biyoloji ve sinirbilim (nöroloji) açısından bakıldığında, evrensel doğrular ancak beyindeki frontal korteks’te (ön beyinde) gelişen, tasavvufta "akıl ve kalbin izdivacı", modern dilde ise vicdan adını verdiğimiz yüksek bilincin aktif ve aktüel hale getirilmesiyle anlaşılabilir.
Ne yazık ki günümüz toplumlarının kahir ekseriyeti, kararlarını ve düşüncelerini ön beyinleriyle değil, limbik sistem adı verilen orta beyin mekanizmalarıyla şekillendirmektedir. Limbik sistem;
- Tasavvuf psikolojisinde kötülüğü emreden nefse (Nefs-i Emmare),
- İlahiyatta ise vesveselere, hayvasi güdülere ve şeytani etkilere en açık olan bölgeye karşılık gelir.
Bu eski/antik beynin (ancient brain) esiri olarak yaşayanlar, biyolojik olarak insan formunda olsalar da zihinsel ve ahlaki açıdan henüz "beşer" (primat/insanımsı) seviyesinden kurtulamamışlardır. Dominant ve baskın bir kötülük üretim merkezi gibi çalışan bu ilkel beyni aşamadıkları için, insanlığın ortak evrensel değerlerini ve yüksek ahlakı kavrayamazlar.
Gerçekte bu beşerler, Allah’ın varlığından, birliğinden, Tevhid’inden ve Rububiyetinden (O'nun kainatı adaletle çekip çevirmesinden) bîhaberdirler. Onlar, ilah olarak kendi ilkel beyinlerinin ürettiği bencil arzulara, hırslara ve korkulara taparlar. Bu yönüyle her biri, kendi nefis sfenksine secde eden modern birer putperesttir. Dolayısıyla, frontal korteksini ve vicdanını vahyin ışığıyla işleten o muazzam dört sınıfla aynı kategoride yer almaları zaten imkansızdır.
Evrensel İslam’ın Daveti ve "Kronik Yoğun Bakım" Olarak Cehennem
Yine de ilahi rahmet kapıyı hemen kapatmaz. Bu ilkel beşerlerin, hayat sahnesinde nefes aldıkları müddetçe; nitelikli bir eğitim, yüksek ahlak ve hukukun üstünlüğü ilkeleriyle eğitilerek çok az da olsa iyiliğe doğru bir transformasyon (dönüşüm) göstermeleri ve evrensel İslam’a (barış ve teslimiyet dinine) doğru yol almaları mümkündür.
Toplumda hakkı ve doğruyu temsil eden o öncü kadrolar (Müminler, Sıddıklar, Salihler), mezara girinceye kadar bu dönüşüme aday olan beşer topluluklarını bıkmadan, usanmadan evrensel değerlere davet etmekle görevlidirler. Bu bir insanlık borcu ve peygamberi bir mirastır.
Bu dünyada eğitime, ahlaka ve vicdana cevap verip düzelenler kurtulur. Düzelemeyenler için ise ahirette dehşetli bir arınma süreci başlar:
Cehennem, aslında kozmik bir "kronik yoğun bakım ünitesi" gibidir. O çetin azap, cezalandırma ötesinde, bu insanların limbik sistemlerindeki o kökleşmiş kötülük üretim merkezlerini çağlar boyunca yakarak tedavi edecek, onları adeta cürufundan ayrışan saf maden gibi "normal insan" formuna ulaştıracaktır. Umulur ve rahmetten niyaz edilir ki, bu uzun ve acılı rehabilitasyon sürecinin ardından onlar da nihayet temizlenmiş olarak cennetin iklimine dahil edilsiler.









