Reklam
Reklam
Reklam

Siyami BOYLU

Siyami BOYLU


ÇOCUKLUĞUMU GÖRENLER VAR MI?

Siyami Boylu yazısıı


Geçenlerde eski bir köy yolundan geçtim.

Yol aynı yol değildi belki. Taşların bazıları kaybolmuş, eski evlerin duvarları çökmüş, çeşmenin başı tenhalaşmıştı. Fakat insanın çocukluğunun geçtiği yerlerde tuhaf bir şey vardır: Göz bugünü görür, gönül dünü.

Bir an durdum.

Sanki tozlu yolun başından yalın ayak bir çocuk koşarak gelecek sandım. Dizleri yara bere içinde, üstü başı tozlu ama yüzü güleç…

Elinde ne telefon vardı ne oyuncak.

Cebinde belki üç beş çakıl taşı…

Ama gönlünde dünyalar vardı.

Baktım, gelen olmadı.

Sonra anladım ki beklediğim çocuk bendim.

 

BİR AVUÇ HUZUR YETERDİ

Çocukken insanın zenginliği ne kadar başka oluyor.

Bir tahta parçasından araba yapardık; dünyanın en güzel arabası bizim olurdu. Bir taş kale direği olur, eski bir bez parçası top yerine geçerdi. Yağmur yağınca toprağın kokusu yetmez miydi sevincimize?

Bir ağacın gölgesinde oturmak dinlenmekti.

Bir çeşmeden avuçla su içmek ziyafetti.

Akşam eve dönerken annenin sesini duymak emniyetti.

Kimsenin cebindeki parayı bilmiyorduk.

Kimin evi büyük, kimin elbisesi pahalı diye bakmıyorduk. Arkadaşımızın ayakkabısının markasını değil, oyuna gelip gelmeyeceğini merak ediyorduk.

Az şeyimiz vardı belki ama çok sevinebiliyorduk.

Şimdi çok şeyimiz var fakat sevincimiz azaldı.

İnsan ister istemez soruyor:

Biz büyürken neyi kaybettik?

 

DÜŞERDİK AMA KIRILMAZDIK

Çocukken çok düşerdik.

Dizimiz kanardı, elimiz çizilirdi. Biraz ağlar, sonra kalkıp yeniden koşardık.

Şimdi dizimiz değil, gönlümüz yaralanıyor.

Ve bazı yaralardan kalkmak yıllar sürüyor.

Çünkü çocukken düşmekten korkmuyorduk; büyüdükçe insanlardan korkmayı öğrendik.

Hesabı öğrendik.

Menfaati öğrendik.

Kırılmayı, sakınmayı, şüphe etmeyi öğrendik.

Belki de büyümek dedikleri şeyin en ağır tarafı budur: İnsan dünyanın dilini öğrenirken bazen kendi gönlünün dilini unutuyor.

Karacaoğlan’ın şiirlerinde dağlar, yollar, pınarlar boşuna bu kadar konuşmaz. İnsan tabiatın içinde kendisine daha yakındır. Dağın hesabı yoktur. Pınarın hilesi yoktur. Kuş ötüşünün menfaati yoktur.

Çocuk da biraz böyledir.

Seviyorsa sever.

Ağlıyorsa ağlar.

Gülüyorsa bütün yüzüyle güler.

Onun gönlü ile yüzü arasında perde yoktur.

Biz büyüdükçe o perdeleri çoğalttık.

 

ANNENİN SESİNİN YETTİĞİ ÇAĞ

Akşam olunca eve çağrılırdık.

Uzaklardan bir ses yükselirdi:

“Hadi artık eve gel!”

O sesin kıymetini o zaman bilmezdik.

Şimdi düşünüyorum da insanın dünyadaki en büyük servetlerinden biri, kendisini eve çağıran bir sesinin olmasıymış.

Çocuk bunu bilmez.

Çünkü çocuk sahip olduğu nimetin hesabını tutmaz; nimetin içinde yaşar.

Anne vardır.

Baba vardır.

Ocakta yemek vardır.

Kapının önünde arkadaşlar vardır.

Yarın yine güneş doğacaktır.

Çocuk için hayat böylesine emindir.

Sonra yıllar geçer.

Bir gün dönüp baktığında bazı kapıların kapandığını, bazı seslerin sustuğunu, bazı insanların yalnızca hatıralarda kaldığını görürsün.

İşte o zaman insan çocukluğunu değil sadece; çocukluğunda kendisini seven insanları da özlediğini anlar.

 

ESKİ GÜNLER, GEL YANIMA

Bazen içimden çocukluğuma seslenmek geliyor:

Gel yanıma eski günler gel,

Bir avuç huzur ver gönlüme…

Çünkü insan yaşlandıkça çocukluğunun oyuncaklarını değil, o günlerin huzurunu arıyor.

Yalın ayak yürüdüğü yolları değil, korkusuz yürüyebildiği hâlini özlüyor.

Eski evini değil, o evdeki sıcaklığı…

Çeşmeyi değil, kanaati…

Bayram şekerini değil, bayram sevincini…

Çocukluk biraz da budur zaten:

Az şeyle çok mutlu olabilme sanatı.

Bugünün insanı ise çok şeye sahip olup hiçbir şeyden tam olarak sevinememenin yorgunluğunu taşıyor.

Evler büyüdü, sofralar çeşitlendi, yollar kısaldı, haberleşme hızlandı.

Ama gönül?

Gönül neden bu kadar yoruldu?

Belki cevabı o yalın ayak çocuk biliyordu.

Çünkü onun yarını satın alma telaşı yoktu.

Bugünü vardı.

Bir gökyüzü vardı.

Bir avuç toprak vardı.

Bir de sevdiği insanlar…

Yetiyordu.

 

İNSAN BÜYÜR, ÇOCUK İÇERİDE KALIR

Yıllar insanın saçına ak düşürüyor.

Yüzüne çizgiler bırakıyor.

Omuzlarına sorumluluklar yüklüyor.

Fakat gönlün kuytu bir yerinde küçük bir çocuk yaşamaya devam ediyor.

Bazen bir köy yolunda çıkar karşımıza.

Bazen eski bir türküde.

Bazen yağmurdan sonra yükselen toprak kokusunda.

Bazen yıllardır görmediğimiz bir arkadaşın isminde.

Bir anda yıllar çekilir aradan.

Ve insan kendi kendine:

“Ben bir zamanlar ne kadar başka türlü gülerdim…” der.

Belki çocukluğa dönmek mümkün değildir.

Ama çocukluğun temizliğine dönmek mümkündür.

Yeniden hesapsız sevmek mümkündür.

Bir dostun sevincine içtenlikle sevinmek…

Bir lokmayı paylaşmak…

Kırdığımız gönülden özür dilemek…

Gökyüzüne başımızı kaldırıp şükretmek…

Bir çiçeği fark etmek…

Bir çocuğun başını okşamak…

Hâlâ mümkündür.

Çünkü mesele yeniden çocuk olmak değildir.

Mesele, büyürken öldürdüğümüz çocuğu yeniden diriltmektir.

Karacaoğlan’ın dağlara bakarak söylediği o içli dünya bize sanki hâlâ şunu fısıldıyor:

Dünya konaktır.

Gelen geçer.

Güzel yüz solar.

Servet dağılır.

Makam el değiştirir.

İnsandan geriye, gönüllerde bıraktığı iz kalır.

Öyleyse neden bu kadar hesap?

Neden bu kadar kırgınlık?

Neden bu kadar dünya kavgası?

Bir zamanlar bir avuç toprakla oynayıp akşama kadar mutlu olan çocuk, nasıl oldu da dünyayı verseler doymayan bir yetişkine dönüştü?

Belki insanın asıl yolculuğu çocukluktan ihtiyarlığa değildir.

Saflıktan hesaba, kanaatten hırsa, hayretten alışkanlığa doğru yaptığı yolculuktur.

Ve belki gerçek olgunluk, yolun sonunda yeniden başlangıçtaki temizliği bulabilmektir.

Bugün o eski yolun kenarında beklerken çocukluğum gelmedi.

Sonra içimden bir ses dedi ki:

“Niye dışarıda arıyorsun? O çocuk hâlâ içinde.”

Başımı kaldırıp göğe baktım.

Gökyüzü çocukluğumdaki kadar uzaktı ama aynı mavilikteydi.

Ve yıllar önce yazdığım değil, sanki yılların bana yazdırdığı şu mısralar düştü gönlüme:

Şimdi yorgun gönlüm suskun kaldı,

Bir çocukluk içimde ağladı.

Siyami der, dünya yalan oldu,,

Gerçek olan çocuk kalbidir.

Belki de insanın bütün ömrü, kaybettiğini sandığı o temiz kalbe yeniden dönebilme çabasıdır.

Çünkü dünya bizi büyütür.

Hakikat ise içimizdeki çocuğu öldürmeden büyüyebilmektir.

Reklam
Hasan Mutlu’dan İddianame Sonrası Mesaj: "Adalete Güveniyorum"

Hasan Mutlu’dan İddianame Sonrası Mesaj: "Adalete Güveniyorum"

AKLIN VE EMEĞİN ÇÖKÜŞÜ ÜZERİNE

Fransız Sporcu Benjy Jouannaud’Dan Kaçkar Daveti

Yeni Dert Ortağımız Yapay Zekâ (mı?)

Çanakkale Kültür Yolu Festivali’Nde Assos’Un İzleri Arkeologlar Eşliğinde İncelendi

352 Projelik Deneyim Yenilenebilir Enerjinin Görünmeyen Yüzünü Ortaya Koyuyor

Katarakt Ameliyatından Sonra Görme Neden Yeniden Bulanıklaşır?

Bayrampaşa’da Dayanışma Zinciri: Yüzlerce Aileye Umut Olundu

İslam Düşünce Tarihinde Felsefenin Kurumsallaşma Sorunu: Akıl, Vahiy ve Yöntem Yanılsaması

Sultangazi’de Uluslararası Satranç Turnuvası Sona Erdi

Ordu Kültür Yolu Festivali Dokuz Günlük Kültür Ve Sanat Yolculuğunu Tamamladı

Mandarın Orıental, Bodrum’Da Yaz Devam Ediyor

Eyüpsultan’da 30 Ağustos Zafer Bayramı coşkuyla kutlandı

Çanakkale’de Festivalin İkinci Günü Atölye Ve Çocuk Etkinlikleriyle Renklendi

Teknoloji dünyası İstanbul’da bir araya geliyor

Sabri Şenel’den Kritik Suriye Uyarısı: “Şimdi Sıra Suriye Senaryosunu Türkiye’ye Uyarlamaya mı Geldi?”

30 Ağustos Zafer Bayramı Beylikdüzü’nde Coşkuyla Kutlandı

Demokrasinin Çıkmaz Sokağı

Türkiye’nin İlk Yerli Gürültü Barıyeri Arnavutköy’de Yükseliyor

Cumhurbaşkanlığı 7. Uluslararası Yat Yarışları'nda Zafer Kupası Sahibini Buldu

Reklam

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 3 2 0 1 5 7
2.GENÇLERBİRLİĞİ 3 2 0 1 2 7
3.BEŞİKTAŞ A.Ş. 3 2 1 0 4 6
4.FENERBAHÇE A.Ş. 3 2 1 0 3 6
5.AMED SPORTİF FAALİYETLER 3 2 1 0 2 6
6.KOCAELİSPOR 3 2 1 0 1 6
7.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 3 2 1 0 0 6
8.KASIMPAŞA A.Ş. 3 1 0 2 1 5
9.İSTANBUL BAŞAKŞEHİR FK 3 1 1 1 1 4
10.SAMSUNSPOR A.Ş. 3 1 1 1 0 4
11.TRABZONSPOR A.Ş. 3 1 1 1 0 4
12.CORENDON ALANYASPOR 3 1 1 1 0 4
13.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 3 1 1 1 0 4
14.EYÜPSPOR 3 1 2 0 -1 3
15.GÖZTEPE A.Ş. 3 0 2 1 -2 1
16.ARCA ÇORUM FK 3 0 2 1 -5 1
17.ERZURUMSPOR FK 3 0 2 1 -7 1
18.TÜMOSAN KONYASPOR 3 0 3 0 -4 0