“Terörsüz Türkiye” kulağa hoş gelen bir sözcük. Elbette hiç kimse terörle yaşamak istemez. Bu projeye karşı çıkılması mümkün değildir. Ancak sorgulamak, endişe duymak illa ki karşı çıkıldığı anlamına gelmez. Evet, gerçekten millî bir mesele olarak “Terörsüz Türkiye”, her Türk vatandaşının hayali, arzusu ve tüm içtenliğiyle isteğidir.
Ama!...
“Terörsüz Türkiye” projesi gerçekten millî bir proje midir? Millî mutabakatın eseri midir? Terörist başının arzu ve istekleriyle mi kurgulanmıştır? En önemlisi de ABD planının ve BOP’un (Büyük Ortadoğu Projesi) entegre bir parçası mıdır? Bu sorular mutlaka cevap bulmalıdır.
AK Parti ve DEM Parti yetkililerinin söylemleri oldukça vahamet arz etmektedir. “Yasa için gerekli mutabakata varıldı, Öcalan da onayladı” yönündeki açıklamalar dikkat çekicidir. Siyasi partileri tek tek dolaşan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, “Umarım tüm partiler bu yasanın çıkmasına katılır” derken; Yeni Parti Genel Başkanı Özgül Özer, “Bu bir emrivakidir, henüz yasayı görmedik” diyerek yasa metninin kendilerine sunulmadığını ifade etmiştir.
Demek ki Sayın Numan Kurtulmuş partileri ziyaret ederken, yasa metnini ellerine vermeden görüşmeler gerçekleştirmiştir. Yasa metni hâlâ ortada yoksa ve partiler görmediyse, bu metni kim görmüş, kararı kim vermiştir?
“Terörsüz Türkiye” ile PKK’nın biteceği iddia edilmektedir. Öncelikle şunun altını çizmek gerekir; herkes bilmelidir ki Türkiye’nin Kürt sorunu değil, terör ve bölücülük sorunu vardır. PKK terör örgütü, Kürt vatandaşlarımızın hak aramak için kurduğu bir yapı değildir. Hatta ilk yıllarında bölge halkı bu örgütü kabul etmemiş; PKK, vatandaşlarımızı bebek, kadın demeden katletmiş ya da köylerinden göç etmek zorunda bırakmıştır. Ancak zaman içinde izlenen politikalarla “Kürt meselesi” ve “Kürt siyaseti” söylemleri ciddi bir sempatizan kitlesi oluşturmuştur.
PKK terör örgütü, uluslararası uzantıları olan bir taşerondur. 1984 yılından bu yana zaman zaman terörü durdurmuş, ardından yeniden alevlendirmişlerdir. 2000-2001 yıllarında Tunceli, Bingöl, Malatya ve Elazığ illerinde bulunduğum dönemde her şey normale dönmüşken, süreç tekrar tersine çevrilmiştir.
Evet, terörsüz bir Türkiye herkesin en büyük arzusudur. Ancak bunu sağlamak için teröristbaşını lider konumuna getirmek ve onun onayını aramak yerine, yasalar Gazi Meclis'in ortak iradesiyle çıkarılmalıdır. Bir af ya da cezalandırma söz konusu olacaksa, bu ancak Gazi Meclis'in millî mutabakatla hazırlayacağı bir kanunla yapılabilir.
“Terörsüz Türkiye” projesinin millî bir politika olduğuna inanmak bu nedenle güçleşmektedir. Bilindiği üzere bu süreçte DEM Parti, Abdullah Öcalan ve ABD'li yetkililer sıklıkla söz sahibi olmaktadır. ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye-Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Türkiye’ye meşrutiyet veriyoruz” şeklindeki hadsiz söylemleri yanında, Türkiye üzerinde tahakküm kurma çabaları açıkça ortadadır. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın sıkça “dostum” diye hitap ettiği Donald Trump’ın Türkiye’yi övüyormuş gibi görünürken aynı zamanda küçük düşürücü tavırlar sergilediği de aşikardır. En son NATO zirvesi için Ankara’ya geldiğinde izlediği ayrıcalıklı tutum ve Türkiye topraklarındayken İran’a operasyon izni verilmesi bunun en somut örneklerindendir.
Tüm bu yaşananlar üst üste konulduğunda; “Terörsüz Türkiye” projesinin millî bir politikadan ziyade, BOP’a entegre edilmek istenen bir ABD projesinin parçası olduğu izlenimi güçlenmektedir. Türkiye’yi federal bir yapıya dönüştürme, Osmanlılaştırma ve hilafet söylemleriyle şekillendirilen bu senaryolar, aslına bakılırsa bir Siyonist projesidir. Nihai hedef ise Türk milletini devletsizleştirmektir.
İki yıldır üzerinde çalışıldığı söylenen çerçeve yasanın, Meclis'in tatile girmesine kısa bir süre kala olağanüstü bir aceleyle gündeme getirilmesi de ayrıca düşündürücüdür. Bu durum, sürecin bir "oldu-bittiye" getirilerek PKK'ya yönelik bir af şeklinde tasarlanmak istendiği şüphesini doğurmaktadır. Halbuki mesele gerçekten topluma kazandırma projesi ise konuyu geneli kapsayan, şeffaf ve akılcı bir zeminde ele almak daha doğru olurdu.









