Teknolojinin hayatı kolaylaştırdığı modern çağın nimetlerinin çok fazla yararlanıldığı günümüzde bir eksik olduğunun altını çizmek gerek. Bu kadar imkanın olduğu günümüzde insanın mutsuz olmasının bir sebebi olmalı. İnsan nefsiyle yaşarsa her daim mutsuzluk çanları çalıyor demektir. Çünkü nefis doyumsuzdur. Bu günün tüm imkanları da nefse hükmetmektedir, oysa akla hükmetse, aklın verdiği manevi yol ile yürümüş olsaydı doyumsuzluk yerine sabrı, şükrü ve Allah’ın takdiri ile yol yürürdü. Bu konuda “beşer” ve “insan” kavramları öne çıktığını görüyoruz.
Ontolojik Bir Ayrım Olarak Beşer ve İnsan İslam düşüncesinde ve tasavvuf geleneğinde "beşer" ve "insan" kavramları aynı varlığa işaret etse de, temsil ettikleri mertebeler bakımından birbirine zıttır. Her insan biyolojik bir vakıa olarak beşer doğar; ancak her beşer, ahlaki bir tekamül süreci olan "insanlık" makamına erişemez. Beşer, insanın çiğ, işlenmemiş ve içgüdüsel yanıdır. Eğer bu hamlık bir iradeyle yoğrulmazsa, varlık sadece nefsinin taleplerine cevap veren gelişmiş bir canlı olarak kalır. "Her beşer insan değildir" derken kastettiğimiz, özdeki bu potansiyelin fiiliyata dökülememesi durumudur.
Tarihsel Örneklem: Nefsin Terbiyesi ve Kamil İnsan Anadolu irfanının öncüleri olan Hacı Bektaş Veli, Taptuk Emre ve Yunus Emre gibi şahsiyetler, beşeriyetten soyutlanmış ruhani varlıklar değillerdi. Onların büyüklüğü "melek" olmalarından değil, beşeriyetin getirdiği zaaflara (şehvet, rızık kaygısı, dünya hırsı) sahip olmalarına rağmen bu duyguları yönetebilmelerinden geliyordu. Onlar da hayatta kalmak için çalışmış, nesillerini devam ettirmişlerdir. Ancak onlar, "beşeri" olanı "insani" olanın emrine vermişlerdi. Kısacası, çıkarlarını ve arzularını minimize ederek, toplumsal faydayı ve ilahi rızayı maksimize etmişlerdi. Bu denge, gerçek insanlığın anahtarıdır.
Modern Toplumun Anatomisi: Baskın Beşeriyet Günümüzde ise ibre tamamen tersine dönmüştür. Hırslarını, kibrini ve çıkarlarını dominant hale getiren bir kitleyle karşı karşıyayız. Bugün siyasette, akademide ve iş dünyasında karşılaştığımız "başarı" modellerinin çoğu, aslında insanlık yönünü kaybetmiş, sadece beşeri güdüleriyle hareket eden profillerdir. Toplumun genelinde bu oran korkutucu bir boyuta ulaşmış, bencillik ve kısa yoldan kazanç arzusu birinciliği kimseye kaptırmayan bir yaşam biçimine dönüşmüştür.
İlah Edinilen Arzular: "Hırs ve Rant" Bu sosyolojik bozulmanın kökleri, kutsal metinlerde de karşılığını bulur. Kur'an-ı Kerim, insanın en büyük imtihanının "kendi arzusunu ilah edinmek" olduğunu vurgular. Tevhid inancının özü olan "Lâ ilâhe illallah" kelamı, sadece sahte tanrıları reddetmek değil, aynı zamanda insanın kendi içindeki "çıkar putunu" da yıkmasıdır. Ne yazık ki modern insan, mutlak hakikati bir kenara bırakıp "Rant" kavramını kutsallaştırmış; her adımı, her ilişkiyi ve her tercihi bu yeni puta göre şekillendirmeye başlamıştır.
Kadim Bir Uyarı: Mamon ve Paranın Tahakkümü Bu sadece bir inanç grubunun sorunu değil, insanlığın ortak krizidir. Hz. İsa’nın 2000 yıl önce işaret ettiği "Mamon" uyarısı, bugünün dünyasını kelimesi kelimesine tarif etmektedir. "Hiç kimse iki efendiye hizmet edemez; ya birinden nefret edip öbürünü sever ya da birine bağlanıp öbürünü hor görür. Siz hem Tanrı'ya hem de Mamon'a (paraya/servete) kulluk edemezsiniz." Bugünün dünyasında insanlık, Tanrı'dan ve ahlaktan uzaklaşıp paranın tahakkümü altına girmiş durumdadır. (1)
Kişisel Şahitlik ve Sonuç Uzun yıllara dayanan yaşanmışlıklarda, bu teorik saptamaların pratik yansımalarıyla doludur. Çok yüksek eğitimler almış, akademik unvanlar kuşanmış ancak "beşeriyetini" bir türlü aşamamış kişilerin kurduğu tuzaklarla, yaptıkları hilelerle yüzleşmek zorundadır. Gördük ki; eğitim tek başına beşeri törpülemiyor, aksine hırsları daha rafine ve sinsi hale getirebiliyor. Doğru duruş, tüm bu kuşatılmışlığa rağmen "insan" kalma çabasıdır. Mümince bir duruşla beşeri yönümüzü baskılamak, hakkı gözetmek ve hayatı bir "insan" olarak nihayete erdirmek en büyük duamız olmalıdır.
- Recep Öztürk, (bayrampasagundem.com)








