Anadolu’nun kadim ruhu, kılıçların keskinliğinden ziyade sazın telinde ve sözün özünde şekillenmiştir. Âşıklık geleneği; bu toprağın çilesini, neşesini, sevdasını ve adalet arayışını kuşaktan kuşağa taşıyan sönmez bir meşaledir.
Ozanlarımız bir dönemin değil, bütün insanlığın ortak vicdanıdır; türkülerimiz ise bu medeniyetin tınıya bürünmüş hâlidir. Bu büyük kültür hazinesinin zirvesinde ise kör gözüyle âlemi aydınlatan, insanlık sevgisini toprakla bütünleştiren büyük ozan Âşık Veysel yer almaktadır.
Âşık Veysel, Türk türküleri ve halk edebiyatı denildiğinde akla gelen ilk çınardır. Onun kalemi ve sazı, Türk kültürünün öz damarlarından beslenerek nesiller boyu sürecek bir irfan mirası bırakmıştır. Toprağı yalnızca üzerinde yürünecek bir yüzey değil, emeğin, bereketin ve insanoğlunun hayata tutunduğu yegâne kaynak olarak gören Veysel; doğa sevgisi ile insan sevgisini aynı kökte birleştirmiştir. O, insanları dilleri veya inançları üzerinden ayrıştıran değil; ortak değerlerde, hoşgörüde ve kardeşlikte buluşturan evrensel bir bilgedir. Sazının tellerinden dökülen her ezgi, Türk insanının duygu dünyasını en saf hâliyle yansıtır. Büyük ozan, dünyaya bakışını şu ölümsüz dizeleriyle özetlemiştir:
Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sadık yârim kara topraktır.
Beyhude dolandım yoruldum.
Benim sadık yârim kara topraktır.
Türk milleti olarak bizlere düşen en büyük ödev; bu ulu çınarları yalnızca anma günlerinde hatırlamak değil, onların hayat felsefesini genç kuşakların damarlarına işlemektir. Çünkü kültür, ancak yaşatıldığı ve paylaşıldığı ölçüde geleceğe köprü kurabilir.
Unutulmamalıdır ki bir milletin kalbi, türkülerinin attığı kadar canlıdır. Âşık Veysel’in mirası, karanlığı boğan bir aydınlık olarak yolumuzu aydınlatmaya devam edecektir. Bu duygu ve düşüncelerle; büyük halk ozanımız Âşık Veysel’i vefatının yıl dönümünde özlem, rahmet ve minnetle anıyor, bıraktığı eşsiz mirası yarınlara taşımayı tarihsel bir borç biliyoruz.
Hoşça kalın, dostça kalın. Sevgilerimle...















