Türkiye, yılbaşına bir kez daha IŞİD (DEAŞ) terör örgütünün tehdidinin gölgesinde girdi. Güvenlik güçleri olası IŞİD eylemlerine karşı teyakkuza geçmişken, Yalova’da bir ihbar üzerine yapılan baskında üç polisimizin şehit olması, dokuz güvenlik görevlimizin yaralanması kamuoyunu derinden sarstı.
Çıkan çatışmada altı IŞİD militanının öldürülmesi ise tehdidin hâlâ diri olduğunu hatırlattı.
Ancak mesele sadece bir güvenlik operasyonu olarak okunamayacak kadar çok boyutlu. IŞİD konusuna ABD-Suriye üzerinden bakmadan konuyu anlamak mümkün değildir. Çünkü olay, Suriye’de SDG çatısı altında örgütlenen YPG ve PKK unsurlarının “Suriye Güvenlik Kuvvetleri”ne entegrasyonu tartışmalarının hız kazandığı bir döneme denk geliyor. Zamanlama ister istemez bazı soruları gündeme getiriyor.
IŞİD Kimin Aparatı
IŞİD’ın Suriye, Irak ve Türkiye’de çok sayıda kanlı eyleme imza attığı bilinen bir gerçek. Bununla birlikte, örgütün ortaya çıkışı ve kullanılış biçimi konusunda yıllardır çeşitli iddialar dolaşımda.
IŞİD niçin Suriye, Irak ve Türkiye vb. Müslüman ülkelerde eylem yapıyor? Niçin IŞİD Müslüman Filistin’lileri katleden İsrail güvenlik güçlerine bir mermi atmıyor?
Eski FBI görevlisi Paul L. Williams’ın, IŞİD’ın ABD istihbarat örgütü CİA tarafından kurulduğu ve yönlendirildiğine dair açıklaması, ABD Başkanı Donald Trump’ın bu konuda Obama yönetimini suçlayan demeçleri hâlâ hafızalarda.
Bu iddialar uluslararası düzeyde tartışmalı olsa da, bölgedeki güç mücadelelerinin ne denli kirli ve çok katmanlı yürütüldüğünü göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Artı IŞİD’ın bölgede Müslümanları katleden İsrail’e değil de sürekli İslam ülkelerinde terör faaliyetlerinde bulunması oldukça manidardır.
Bu yönüyle düşünüldüğünde IŞİD’ı ABD istihbarat örgütü CİA’nın kurduğu ve yönlendirdiği konusundaki FBI görevlisinin iddiasının haklı olduğu ortaya çıkıyor.
Ortadoğu Okur Yazarlığı ve Suriye
Bölge Ortadoğu olunca meydana gelen olayları doğru okumak bölgenin sosyolojik yapasını, dini ve milli kimliklerin geçmişini, varlık sebebini ve ideallerini gözden kaçırmamak gerekir. Aksi taktirde değerlendirmeler havada kalır…
Bu coğrafyada meydana gelen olaylarda İsrail gizli servisi MOSSAD’ın parmağının olmadığını düşünmek çok saflık olur… Çünkü bu coğrafyada MOSSAD’dın bilgisi olmadan kuş uçmaz…
Tam da bu noktada şu soru önem kazanıyor: IŞİD tehdidi, SDG-YPG-PKK hattının uluslararası alanda meşrulaştırılması için bir araç olarak mı kullanılıyor? Daha açık ifadeyle, “IŞİD’la mücadele” söylemi, SDG-YPG’nin Suriye devlet yapısı içinde daha bağımsız, hatta özerkliğe yakın bir konum elde etmesinin zeminini mi hazırlıyor?
Bugün Suriye’de konuşulan entegrasyon modeli, klasik bir silahsızlanma ve merkezi Şam Yönetimine bağlılık sürecinden ziyade, pazarlıkçı bir yapıya işaret ediyor.
SDG’nin askeri ve idari varlığını büyük ölçüde koruyarak sisteme dahil edilmesi, sadece Şam yönetimini değil, Türkiye’yi de doğrudan ilgilendiriyor. Çünkü Türkiye açısından YPG ve PKK’nın isim veya çatı değiştirerek (SDG) meşrulaşması, ulusal güvenlik tehdidinin ortadan kalkması değil, aksine kalıcılaşması anlamına geliyor.
IŞİD’le Verilen Mesaj
Bu çerçevede, IŞİD’ın zaman zaman sahneye sürülmesi ya da tehdidinin özellikle vurgulanması, ABD için SDG’ye “vazgeçilmez ortak” rolü ve meşruiyet kazandırıyor olabilir. Türkiye’ye verilen örtük mesaj ise nettir: “Bu yapılarla uzlaşmadan bölgede istikrar sağlanamaz.”
Yalova’da yaşanan acı olayın, böyle bir jeopolitik arka planla birlikte okunması bu nedenle yabana atılmamalıdır.
Elbette hiçbir iddia, kesin kanıtlarla desteklenmeden mutlak gerçek olarak sunulamaz. Ancak devletlerin sadece görünen aktörlerle değil, görünmeyen pazarlıklarla da hareket ettiği gerçeği inkâr edilemez. Türkiye’nin bu süreçte soğukkanlı, çok boyutlu ve uzun vadeli bir strateji izlemesi hayati önem taşıyor.
IŞİD konusunda ABD’nin SDG’ye yüklediği görev, terörle mücadele değil; terör üzerinden jeopolitik dizayn girişimidir. IŞİD bahane edilerek SDG-YPG-PKK hattının meşrulaştırılması, Suriye’de fiili bir özerkliğin taşlarını döşemek anlamına gelir. Türkiye’nin güvenliği ise bu pazarlık masasında bilinçli şekilde risk altına sokulmaktadır.
Sonuç ve Değerlendirme
Sonuç olarak gerçekle yüzleşelim: IŞİD vuruluyor ama yok edilmiyor; çünkü ABD ve İsrail için hâlâ kullanışlı bir aparat.
Türkiye’nin görevi, sahadaki çatışmaya değil, bölgemizdeki bu kirli senaryoya odaklanmak ve ABD’nin bu terör örgütlerine verdiği desteği kesmesinin yol ve yöntemini bulmaktır.
IŞİD tehdidi gerçektir; ancak bu tehdidin kimlerin lehine, kimlerin aleyhine nasıl kullanıldığı sorusu da en az terörle mücadele kadar ciddiyetle ele alınmalıdır.
Kayanak:

