Reklam
Reklam
Reklam

DR. KADİR ÇETİN

DR. KADİR ÇETİN


YAŞANAN DENİZ KAZALARININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Eylül ayının ilk günlerinde iki ayrı deniz kazası yaşadık... Kazalardaki kayıplarımıza hala ulaşamadık.


Eylül ayının ilk günlerinde iki ayrı deniz kazası yaşadık... Kazalardaki kayıplarımıza hala ulaşamadık.

Kazaların sebepleri, ihmaller, kusurlar, deniz taşımacılığındaki denetimsizlik, çalışanların eğitimsizliği vb. konular uzmanlık alanımız olmadığı için biz arama/kurtarma konusuna dikkat çekerek konuyu değerlendireceğiz. 

Girne açıklarında bir feribotun alabora olması sonucu 28 vatandaşımız Ak Deniz’de hayatını kaybetti. Ardından Marmara Denizi'nde, Silivri açıklarında iki ticari gemi çarpıştı; “Tuğberk İmamoğlu” isimli gemi 10 mürettebatıyla sulara gömüldü. 

Ve geride kalan aileleri, yakınları, dostları…

Bu iki Deniz kazasında yaşanan kayıplarımız karşısında içimiz burkuldu… 

“İnsan iddiası ile imtihan edilirmiş…” diye bir söz hatırlıyorum… Biz de Türkiye olarak sanırım bu sözün gereğini yaşadık… Yani Türkiye Cumhuriyeti olarak güçlü olduğumuzu söylediğimiz Deniz Kuvvetleri üzerinden sınandık gibi…

Çünkü tam da kazadan birkaç gün önce “30 Ağustos Zafer Bayramı” dolayısıyla Türkiye'nin savunma ve denizcilik alanındaki gücünü anlatan görkemli görüntüler ekranlardaydı.

Ve ister istemez bir soru akla geliyor: Biz gücümüzü bu kadar anlatırken, kriz anında bu gücü ne kadar kullanabiliyoruz?

Gurur Tablolarından Gerçek Hayata

Bayram öncesinde ve sonrasında Türk savunma sanayiinin ulaştığı nokta, özellikle iktidar yanlısı televizyon ekranlarında abartılı bir şekilde uzun uzun anlatıldı.

Türkiye Cumhuriyeti Gemisi'nin kısaltması olan TCG İstanbul, TCG İzmir, TCG Barbaros, TCG Oruç Reis, TCG … diyerek devam ediyor…

Yerli ve milli imkânlarla üretilen ve modern sistemlerle donatılan bu gemilerimiz, vatandaşların gezip görmeleri amacıyla Limanlarımızda ziyarete açıldı.

Günlerce gemilerin özellikleri, teknolojik kabiliyetleri ve donanımları anlatıldı. Kimi zaman öyle bir anlatım ortaya çıktı ki, gerçek özelliklerin üzerine adeta bir de “gurur katsayısı” eklendi. Kuşkusuz bunlarla gurur duymak hepimizin hakkıdır.

Türkiye'nin kendi savaş gemilerini üretebilmesi, savunma sanayiinde dışa bağımlılığını azaltması ve teknolojik kapasitesini geliştirmesi önemli bir başarıdır.

Fakat devletlerin gerçek gücü, yalnızca geçit törenlerinde, limanlarda veya televizyon ekranlarında sergiledikleri teknolojiyle ölçülmez. Asıl ölçü, kriz anıdır. Ve ne yazık ki Eylül’ün başında denizlerde yaşanan iki ayrı facia, bize bu ölçüyü yeniden hatırlattı.

Kamera Kapandı, Gerçek Ortaya Çıktı

“Zafer Bayramı” vesilesi ile günlerce savunma sanayiimizin geldiği nokta büyük bir coşkuyla anlatıldı.

Ancak denizde insanlar kaybolduğunda, aynı yüksek perdeden anlatılan o teknolojik kapasitenin sesini duyamadık. Kamuoyunun karşısına bu kez gemilerin teknik özellikleri değil, kayıp insanların akıbeti çıktı.

Ve kazaların üzerinden günler, haftalar geçti. Kayıplarımıza hala ulaşılamadı. İşte tam da burada, propaganda ile gerçek kapasite arasındaki fark üzerinde düşünmek gerekiyor.

Bir savaş gemisinin ne kadar modern olduğu, kaç füze taşıdığı, hangi elektronik sistemlere sahip olduğu önemlidir. Bütün bu donanımlar, gerektiğinde ne yapabildiği ile ölçülür. Yani, vatandaş denizde kaybolduğunda, asıl soru şudur: O vatandaşı bulabilecek, denizin altından çıkarabilecek, hayatını kurtarabilecek kapasiteye sahip misiniz?

100 Milyar Dolarlık Soru

“30 Ağustos Zafer Bayramı” dolayısıyla yapılan açıklamalardan birisi de özellikle dikkat çekiciydi.

Savunma Sanayii Başkanlığının, hacmi 100 milyar doları aşan 1468 projeyi aynı anda yürüttüğü ifade edildi. Rakam gerçekten çok büyük... Ve 100 milyar doların üzerinde bir hacim…

Böylesine büyük bir savunma sanayii kapasitesi iddiası, doğal olarak kamuoyunda büyük bir beklenti oluşturuyor. Ancak büyük rakamların beraberinde büyük sorumluluklar getirdiğini de unutmamak gerekir.

İşte denizde yaşanan son kazalar, bu noktada hepimizin sorması gereken çok temel bir soruyu akla getiriyor: Bu kadar ileri bir teknoloji, bu kadar büyük bir bütçe ve bu kadar çok proje; denizde kaybolan insanlarımızı bulmak ve kurtarmak konusunda neden yeterince hızlı ve etkili olamadı?

Bu soru sorulduğunda “savunma sanayii” ile “arama-kurtarma kapasitesi” aynı şey değildir denilebilir. Doğrudur… Ancak mesele zaten tam olarak budur.

Savunma sanayiine yapılan devasa yatırımların, devletin genel kriz ve afet müdahale kapasitesiyle nasıl bütünleştiğini sorgulamak zorundayız. Çünkü vatandaş açısından savaş ile barış arasında çok büyük bir fark yoktur. Vatandaşın hayatı savaşta ve barışta tehlikedeyse, devletin bütün kurumlarının sahip olduğu kapasitenin seferber edilmesi gerekir.

Teknoloji Varsa, Sonuç Nerede?

Bugün artık teknolojik başarıyı anlatmanın en kolay yolu rakamları sıralamak...

  • Kaç gemi yaptık? 

  • Kaç proje yürütüyoruz?

  • Kaç milyar dolarlık yatırım gerçekleştiriyoruz?

Bunlar önemli sorular. Ama asıl soru bunlardan sonra geliyor: Peki, bütün bunlar vatandaşın hayatına nasıl dokunuyor? Çünkü teknoloji; vitrin için değil, insan için vardır.

Milyarlarca dolarlık projelerin nihai amacı yalnızca daha gelişmiş silah sistemlerine sahip olmak olmamalıdır. O teknoloji, gerektiğinde vatandaşını koruyabilmeli, kurtarabilmeli ve devletin kriz anındaki refleksini güçlendirebilmelidir.

Aksi halde elimizde çok sayıda modern araç-gereç olabilir ama kriz anında sonuç alamıyorsak, rakamların büyüklüğü vatandaşın acısını azaltmaz.

Gösteri Değil, Hesap Verebilirlik

Artık kamuoyunun ihtiyacı yeni bir başarı hikâyesi dinlemekten çok, mevcut kapasitenin kriz anında nasıl çalıştığını bilmektir. Yaşanan kaza sonucu;

  • Hangi kurum ne yaptı?

  • Ne kadar sürede harekete geçildi?

  • Hangi teknolojik imkânlar kullanıldı?

  • Neden sonuç alınamadı?

  • Eksik olan neydi?

  • Ve daha önemlisi: Bir sonraki kazada aynı sorunların yaşanmaması için ne yapılacak?

Bunların cevaplarını bilmek vatandaşın hakkıdır. Çünkü kamu kaynaklarıyla yapılan her yatırım, kamuya karşı bir sorumluluk da doğurur.

100 milyar doların üzerindeki projelerden söz ediyorsak, bunun karşılığında vatandaşın da “Peki benim can güvenliğim ne olacak?” diye sorma hakkı vardır.

Sonuç ve Değerlendirme 

Sonuçta mesele TCG İstanbul'un, TCG Barbaros’un veya diğer savaş gemilerimizin başarısını küçümsemek değildir. Mesele çok daha basit ve fakat çok daha ağırdır. Devletin elindeki bütün imkânlar, zor durumdaki vatandaşına ne kadar hızlı ulaşabiliyor?

Bir ülkenin gerçek gücü, sadece sahip olduğu silahlarla değil; savaşta ve barışta vatandaşının hayatını koruma kapasitesiyle de ölçülür.

Törenlerde gemilerimizi alkışlamak kolaydır. Ekranlarda teknolojik başarılarımızı anlatmak da… 

  • Zor olan, denizin karanlığında kaybolan bir insanın izini bulmaktır. 

  • Zor olan, bir annenin, bir eşin, bir çocuğun “Babamız nerede?” sorusuna cevap verebilmektir. 

  • Zor olan, devletin gücünü tam da o çaresizliğin ortasında göstermektir.

İşte gerçek sınav budur. Ve yaşanan bu iki deniz faciası bize bir kez daha gösterdi ki; gücümüzü anlatmakla güçlü olmak arasında çok önemli bir fark var.

Şimdi yapılması gereken, bu farkı görmezden gelmek değil; bütün çıplaklığıyla ortaya koymak ve gereken dersleri çıkarmaktır. Çünkü mesele artık gurur duyacağımız gemilerin kaç tane olduğu değildir. Mesele, denizde kaybolan insanlarımızı bulabilecek bir kurumsal kapasiteye sahip olup olmadığımızdır.

Ve eğer bu sorunun cevabını bugün hâlâ yeterince güçlü veremiyorsak, üzerinde konuşmamız gereken çok şey var demektir…

Reklam
YAŞANAN DENİZ KAZALARININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

YAŞANAN DENİZ KAZALARININ DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

VATANSEVERLİĞİN AYNAYA BAKMA VAKTİ

YEŞİLAY BAYRAMPAŞA’DA YENİDEN HÜSEYİN SEVENCAN DÖNEMİ

BEYLİKDÜZÜ'NDE SANAL GERÇEKLİKLE AFET EĞİTİMİ

GAZİANTEP’İN ASIRLIK MİRASI LONDRA MODA HAFTASI’NDA DAMGA VURDU!

CEMİYET VE SANAT DÜNYASI AKARETLER’DE BULUŞTU

SULTANGAZİ BELEDİYESİ ŞEHİT YAKINLARI VE GAZİLERİ BULUŞTURDU

UÇURTMALAR VURULMASIN, GÖKYÜZÜ ÇOCUKLARA KALSIN

İSTANBUL ASKF BAŞKANI ALİ DÜŞMEZ: “TASKK’I KİM YÖNETECEK?”

SOKRATES’İN AHLAKI, YARATILIŞ KAVRAMI VE HAKİKAT EKSENİNDE İNSAN

ERDOĞAN’IN SİYASİ OLARAK ADAYLIĞI KESİNLEŞMİŞTİR

İSPANYA SÜPER KUPASI İSTANBUL’A GELİYOR! FUTBOLUN DEVLERİ TÜRKİYE’DE SAHNE ALACAK

MİNİKLER YUVAMIZ EYÜPSULTAN’DA YENİ DÖNEME MERHABA DEDİ

ERMENEK’TE TARİH, KÜLTÜR VE LEZZET BULUŞMASI

DEPREM BÖLGESİNDE KÜLTÜREL MİRASA 34 MİLYAR LİRALIK YATIRIM

GENÇLERİN SEÇİMİYLE “TÜRKİYE’NİN EN BEĞENİLEN ŞİRKETLERİ” BELLİ OLDU

SÜPERMOTO ŞAMPİYONLARI BURSA'DA BELLİ OLUYOR HIZ TUTKUNLARININ GÖZÜ KEPEZ'DE

CHP İSTANBUL’DA GÜRSEL TEKİN DÖNEMİ SONA ERDİ

EKONOMİK KRİZLE İLGİLİ BAKAN ŞİMŞEK’E SORULAR

BAYRAMPAŞA MECLİİSNDEKİ SKANDAL TEHDİTE TEPKİLER YÜKSELİYOR

Reklam

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.GALATASARAY A.Ş. 5 4 0 1 7 13
2.BEŞİKTAŞ A.Ş. 5 4 1 0 8 12
3.AMED SPORTİF FAALİYETLER 5 3 1 1 7 10
4.KASIMPAŞA A.Ş. 6 2 0 4 2 10
5.ÇAYKUR RİZESPOR A.Ş. 5 3 2 0 1 9
6.KOCAELİSPOR 5 3 2 0 1 9
7.GAZİANTEP FUTBOL KULÜBÜ A.Ş. 5 2 1 2 2 8
8.CORENDON ALANYASPOR 5 2 1 2 1 8
9.TRABZONSPOR A.Ş. 5 2 2 1 4 7
10.ARCA ÇORUM FK 5 2 2 1 2 7
11.FENERBAHÇE A.Ş. 5 2 2 1 2 7
12.GENÇLERBİRLİĞİ 5 2 2 1 -4 7
13.TÜMOSAN KONYASPOR 6 1 4 1 -4 4
14.İSTANBUL BAŞAKŞEHİR FK 5 1 3 1 -5 4
15.SAMSUNSPOR A.Ş. 5 1 3 1 -5 4
16.ERZURUMSPOR FK 5 1 3 1 -9 4
17.EYÜPSPOR 5 1 4 0 -6 3
18.GÖZTEPE A.Ş. 5 0 3 2 -4 2