Başlık
UNUTULAN ACILAR, TEKERRÜR EDEN KADER: MARMARA DEPREMİ'NİN 27. YILI
Üzerinden tam 27 yıl geçti. Ancak bu çeyrek asrı aşkın süre, ne yazık ki "akıllanmak" için yeterli olmadı.
17 Ağustos 1999... Saatler 03.02'yi gösterdiğinde, bu toprakların gördüğü en büyük felaketlerden biri yaşandı. Sadece 45 saniye süren 7.4 büyüklüğündeki Marmara Depremi, resmi rakamlara göre 18 binden fazla insanımızı hayattan kopardı, yüz binlercesini evsiz bıraktı. Üzerinden tam 27 yıl geçti. Ancak bu çeyrek asrı aşkın süre, ne yazık ki "akıllanmak" için yeterli olmadı.
Bugün, her 17 Ağustos yıldönümünde aynı hamaset dolu taziye mesajları yayınlanıyor, aynı basmakalıp uyarılara sığınılıyor ve kameralar karşısında "Unutmadık, unutturmayacağız" deniliyor. Peki, gerçekten unutmuyor muyuz? Yoksa hafızamızı her depremden sonra enkazın altına mı gömüyoruz?
Kağıt Üzerindeki Önlemler, Gerçekteki Çaresizlik
27 yıl önce binaların kâğıttan kağıt gibi yıkılmasına neden olan denetimsizlik, bugün hâlâ varlığını sürdürüyor. Kentsel dönüşüm adı altında yürütülen projelerin büyük bir kısmı, rantsal dönüşümün ötesine geçemezken; dar gelirli vatandaşlar hâlâ çürük, riskli ve depreme dayanıklı olmayan binalarda yaşamaya mahkûm ediliyor.
- Toplanma Alanları: İstanbul başta olmak üzere deprem bölgesindeki birçok ilden toplanma alanı, avm, rezidans ya da beton yığınlarına kurban edildi.
- Denetim Eksikliği: Yapı denetim mekanizmalarındaki kağıt üstü denetimler, yeni binaların bile güven tartışmalarını beraberinde getiriyor.
- Bürokratik Aymazlık: Her felaket sonrası "Yaraları sarıyoruz" açıklamaları yapılırken, felaket gelmeden önce alınması gereken önlemler hep bir sonraki seçime veya başka bir bahara erteleniyor.
"Kader" Değil, İhmal
Doğa olaylarını birer "kader" olarak nitelendirip tüm sorumluluğu jeolojik gerçekliğe yıkmak, yöneticilerin ve yetkililerin arkasına saklandığı en konforlu kalkan haline geldi. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde depremler birer doğa olayı olarak atlatılırken, bizim ülkemizde hâlâ birer "mahşer provası" olmaya devam ediyorsa, burada sorgulanması gereken fay hatları değil, insan faktörü ve zihniyettir.
17 Ağustos'un 27. yıl dönümünde mesele sadece yas tutmak değil; geçmişin acı faturasını ödeyip geleceği kurtaracak radikal, tavizsiz ve bilimsel adımları atmaktır.
Deprem öldürmez, ihmal öldürür gerçeğiyle yüzleşmek için daha kaç 17 Ağustos'un gelmesi gerekiyor? 27 yıldır değişmeyen bu makus talih, ancak yetkililerin koltuk kaygısını değil, insan hayatını öncelemesiyle son bulacaktır. Aksi takdirde, her yıl aynı acı metinleri okumaktan öteye geçemeyeceğiz.
- EDİTÖR
- ÖZEL HABER
- BAYRAMPAŞA KON.ÇALIŞTAY
- X HABER











