Yapılan çerçeve yasa ve operasyonlar toplumsal barışı zelzele ediyor. Dağda silah taşıyan bölücü terör örgütü üyelerine af getirilirken çıkarılan çerçeve yasa, toplumda derin bir ayrışma ve kapanmaz yaralar açıyor. Aynı şekilde belediyelere, cemaatlere ve vakıflara yönelik operasyonlar da toplum vicdanında derin izler bırakıyor. Bu operasyonlar; sokakta mafyacılık oynayanlara, kavga eden serserilere ya da hırsızlık çetelerine değil, belli kitlelerin benimsediği kurum, kuruluş ve kişilere yöneliktir.
İKTİDAR SORMALI: ÜLKE NE ARA BU KADAR SUÇ MAKİNESİ OLDU?
Yapılan operasyonlara baktığımızda, suçlanan kişilerin büyük çoğunluğunun 45 yaş altı insanlardan oluştuğunu görüyoruz. 45 yaş altı demek, 24 yıllık iktidar döneminde hayata atılan nesil demektir. Spor dünyası, sanatçılar, kitlesi olan dernek, vakıf, cemaatler ve belediyeler; kısacası toplumun belli başlı paydaşları bu süreçten etkilenmektedir.
24 yıllık iktidar, bugün neden bu kadar suç unsuru kişi ve kuruluşun ortaya çıktığını öz eleştiri vererek sorgulamalıdır. Türkiye ne ara bu kadar suç makinesi haline gelmiştir?
Hiçbir suç, yalnızca polisiye tedbirlerle çözülemez. Bilakis polisiye tedbirler suçu artırır ve daha çok suç işlenmesine zemin hazırlar. Hapishane cezalarıyla belki kısa süreli bir rahatlama sağlanmış gibi görünse de, suçun kökenindeki sebepler ortadan kalkmadıkça suç unsurları da yok olmaz.
Ekonomik sıkıntılar ahlaki değerleri yok eder ve insanları suça teşvik eder. Aynı zamanda kolay para kazanma yolları açık olduğunda, farklı suç kapıları aralanır. Gelir adaletsizliği insanları farklı yönlere sürükler; bir tarafta yoksulluğun getirdiği çıkmazlar suç yollarına iterken, diğer tarafta gelir düzeyi yüksek kesimlerin doyumsuz nefsani arzuları suçları tetikler.
Doğru bir eğitim sisteminden yoksun, ekonomisi bozuk ve gelir adaleti olmayan bir ülkede ahlaki değerler erir, her türlü suçun yolu açılır. Ahlaki yapısı zafiyete uğrayan bir toplum tüm manevi değerlerini kaybeder; değerlerini yitiren bir toplumu suça sürüklemek ise ne yazık ki çok kolaydır.
AHLAKİ ÇÖKÜNTÜ VE AÇILAN GEDİKLER
Eğitim sistemi yetersiz, ekonomisi krizde ve gelir adaleti yoksa, ahlaki çöküntü kendiliğinden baş gösterir. Bir tarafta ahlaki zafiyet, diğer tarafta ekonomik kriz ve gelir adaletsizliği birleşince, suç işleme gedikleri de kendiliğinden açılır. Bugün en çok operasyon yapılan alanlar; kumar, uyuşturucu, fuhuş, cemaatler ve yolsuzluklar etrafında yoğunlaşmaktadır.
- Kumar: Toplumda ciddi bir kumar hastalığı türemiştir. Devletin bizzat işlettiği ya da özelleştirdiği resmi şans oyunlarının yanı sıra, sanal ve yasa dışı kumar da toplum içinde ürkütücü boyutta yaygınlaşmıştır. Peki, devlet bu yaygınlaşmada kendisini sorguya çekmekte midir?
- Bağımlılık: Madde ve alkol bağımlılığı çok küçük yaşlara kadar düşmüştür. Bu tehlikeli yaşlara nasıl gelindiği ciddi şekilde sorgulanmalıdır.
- Fuhuş: Fuhuş, artık toplumun özellikle genç kesiminin günlük yaşamının bir parçası haline gelmiştir. Kapalı kapılar ardını geçtik, sokaklarda ve parklarda dahi alenen yapılır duruma gelmiştir. Zinanın ve fuhşun yasal olarak suç olmaktan çıkarılmasıyla, eskiden bilinen malum mekânlara olan ihtiyaç da ortadan kalkmıştır.
- Yolsuzluk: Yolsuzluk operasyonları genellikle belediyeler üzerinde yoğunlaşmaktadır. Evet, belediye yasalarındaki boşluklar ve yanlışlıklar sıkıntıları beraberinde getirmektedir. Partisine bakılmaksızın tüm belediyelerde başkanından müdürüne, memurundan çalışanına kadar bir şekilde bu usulsüzlüklere bulaşılabiliyor. Bazen belediye başkanının haberi bile olmadan, yardımcılar veya müdürler düzeyinde işler dönebiliyor. Pahalı seçim sistemleri, yetersiz denetimler, siyasi baskı ve kayırmacılık bu boşlukları daha da büyütüyor.
- Cemaatler: Devlet yönetiminde oluşan boşluklar, toplumun eğitim ve manevi ihtiyaçları doğrultusunda bazı kimseler tarafından doldurulmuştur. Bu durum aslında özünde zararlı değildir. Bir toplumu bütün olarak kontrol altında tutmak ve aynı anda yönlendirmek imkânsızdır. Tarih boyunca göstermiştir ki, küçük toplulukların denetlenmesi ve daha iyi yetiştirilmesi daha kolay olmuştur. Bu nedenle tarikatlar, vakıflar ve dernekler gibi cemaat yapısı oluşmuştur. Burada asıl sorun, yapıların yasalara uygun kurulup kurulmadığı ve doğru işler yapıp yapmadığıdır. Bunu denetleyecek olan devlettir. Devlet; bu yapıların yasalara, etik ve ahlaki değerlere uygunluğunu, gelir gider dengelerini titizlikle denetlemelidir. Siyasiler bu yapıları oy deposu olarak görmesi ve bu yapılardan kadrolaşma yapmaları bir zaman sonra çığırından çıktığı görülüyor.
2003 yılındaki iktidar değişimi ile günümüz arasında tam 24 yıl geçmiştir. 20 yaşını baz alırsak, 45 yaş altındaki nesil bu iktidar döneminde yetişmiş, hayata atılmış ve eğitim görmüştür. Kanunlar AB uyum yasaları çerçevesinde değiştirilmiş, anayasa defalarca tadil edilmiş, sistem baştan aşağı yenilenmiştir.
Ancak 24 yılın sonunda neredeyse her gün operasyonlarla uyanır hale geldik. Toplum, sporcuların, sanatçıların, iş dünyasının, cemaatlerin ve belediyelerin bir şekilde bu soruşturmalara karışmasıyla derin bir tedirginlik yaşamaktadır.
Toplumda ciddi ahlaki çöküntüler ve gedikler oluşmuştur. Bu gedikler; operasyonlarla, tutuklamalarla, cezaevlerini doldurmakla ve ağır cezalarla kapatılamaz. Asıl sorun, bu çöküntüyü oluşturan sistemsel ve ahlaki temellerin düzeltilmesidir.
Devamı Gelecek Yayınımızda:














