Bugün 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü. Kurumlar, kuruluşlar ve özellikle siyasiler adeta bir kutlama yarışındalar; yemekler yeniyor, kahvaltılar düzenleniyor. Ancak asıl mesele kutlamalardan sonra başlıyor. Eğer birilerini alkışlar ve överseniz, onlara göre "gerçek" gazetecisinizdir; diğer bir kesime göre ise "yandaş". Eleştirdiğinizde ise kimine göre özgür gazeteci, kimine göre "muhalif" olursunuz. Tüm bu etiketlere rağmen 10 Ocaklar, 24 Temmuzlar ve 21 Ekimler bir şekilde kutlanmaya devam ediyor.
Bizler; bu mesleği tüm zorluklarına, baskılarına ve ekonomik imkansızlıklarına rağmen hakkıyla icra eden tüm emekçi meslektaşlarımızın 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutluyoruz.
Sıkça duyduğumuz bir söylem vardır: "Çizgisinden sapmayan, kalemini satmayan gazeteciler..." Peki, nedir bu bahsedilen çizgi ve kalem? Bunu iyi analiz etmek gerekir.
Öyle bir ortam düşünün ki; göz göre göre iftiralar atılıyor, yalanlar söyleniyor ve kirli komplolar kuruluyor. Ortalığı sis bulutları kaplarken, kalemlerin sustuğuna şahit oluyoruz. Kirli siyaset kendi yolunda yürürken buna "çizgi" deniliyor; o çizgiyi çizen kalemin her ne hikmetse bir anda boyası bitiyor ve adı birdenbire "tarafsızlık" oluyor. Sonra da aynı çevreler kalkıp "Çizgisini bozmayan gazetecilerin günü kutlu olsun," diyor.
Bir Bayrampaşa gazetecisi olarak şahitlik ediyorum ki; birileri rant uğruna, siyasi erk uğruna yalanları ve iftiraları havada uçuşturuyor. İtiraf dolu ses kayıtları ortada dolaşırken, suçsuz insanlar hayatlarının baharını dört duvar arasında geçirmek zorunda kalıyor. Gözü yaşlı eşler, babasının, annesinin neden evde olmadığını bilmeyen masum bebeler, canı yanan dostlar varken; bir bakıyorsunuz ki o "güçlü" kalemlerin boyası yine bitmiş!
Açıkça söylemek gerekir ki: Acıların yaşandığı yerde sessiz kalan bir gazeteciliğin ne çizgisi olur ne de kalemi. Bu ya gazetecilik değildir ya da o kalemler korku denizinde boğuluyordur.
Adil olmak; bir konuda hüküm verileceği zaman yakınlarının aleyhine dahi olsa adaletten sapmamak, hakkı ve hukuku gözetmektir. Bazı kaynaklar tarafsızlığı "hiçbir şeye karışmamak" gibi sığ bir şekilde tanımlasa da bu, gazetecilik için büyük bir yanılgıdır. Toplum, kendi tarafında olduğunuzda size "Çok iyisin," derken; karşı tarafın hakkını savunduğunuzda "Bu nasıl tarafsızlık?" diye tepki gösterebilir.
Oysa basın etiğinde asıl ilke tarafsızlık değil, adil davranma ilkesidir. Bu ilke, karşındakinin kim olduğuna bakmaksızın hakkını teslim etmekle başlar.
İstanbul
10.01.2026