Menü Bayrampaşa'da Gerçek Gazetecilik
Dr. Recep ÖZTÜR

Dr. Recep ÖZTÜR

Tarih: 01.06.2026 20:45

VARLIK VE İNANÇ SİSTEMLERİ: TEOLOJİK BİR BAKIŞ

Facebook Twitter Linked-in

Varlık Katmanları: Esma'dan Şehadet Alemine Esmaülhüsna; Allah’ın Kur’an’da geçen 99 güzel isim ve sıfatını temsil eder. Bir başka anlatımla O; zatı, özü ve fenomeni itibarıyla tanımlanamayan "Mutlak Gerçek"tir. O’nun ilk tecellisiyle Esmaülhüsna oluşmuştur. Bu oluşum, zamansal bir ardışıklık değil, mantıksal bir öncelik-sonralık ilişkisidir. Sınırsız ve sonsuz olan Yaratıcı’nın isimleri, bir sonraki tecellide "A'yân-ı Sâbite" (sabit hakikatler) olarak ifade edilir. Bu katman, ileride "hudûs" yani şehadet alemine (maddi dünyaya) dönüşecektir. Kısacası Yaratıcı ve O’nu betimleyen isimler, varlıkla iç içe geçmiş oluşumlardır. Rabbimiz, bir yönüyle varlığa içkindir (implicit), ancak aynı zamanda evrenin ötesinde, aşkın ve mütealdir (explicit).

İnanç ve İnkârın Kategorizasyonu 

İnanç sistemleri dışındaki tutumları üç ana grupta incelemek mümkündür:

  1. Materyalist Ateizm: Evrenin ezeli ve ebedi olduğunu savunan bu grup, yaratıcılık vasfını evrenin kendisine atfeder. Vahye, kitaba veya peygambere inanmazlar; ancak evreni kendi başına işleyen, yaratıcı bir güç olarak konumlandırırlar.
  2. Deizm ve Panteist Eğilimler: Bu kesim de vahyi reddeder ancak evrene bir öncelik verir. Evrenin kendisini değil, onun sahip olduğu "ruhu", "şuuru" veya "evrensel bilinci" bir tür düzenleyici ilah olarak kabul ederler. Yaratıcı, evrenin yasalarında içkin (implicit) olarak bulunur. Bu yaklaşım, İslam tasavvufundaki bazı panteist teorilerle benzerlik gösterse de nüansta ayrılır.
  3. Pratik İnkar (Münafıklık): Bu tür, teoride inandığını söyleyip eylemde zıt karakter sergileyen, Kur’an’ın "münafık" olarak tanımladığı gruptur. Söylemleri ile eylemleri çelişir; Allah’ın adını ansalar da pratikte O’nun hükümlerine itibar etmezler ve ahiret bilincinden yoksundurlar. Bu, samimiyetsizliği nedeniyle "nitelikli bir inkar" türü olarak değerlendirilir.

Ateizm, Deizm ve Sami Dinlerde İnsanın Mahiyeti

İnsanlık ve insanın doğası üzerine birkaç kelam etmek gerekirse; İslam’ın ana kitabı olan Kur’an-ı Kerim’de, adını bu varlıktan alan "İnsan Suresi" bulunur. Bu surenin birinci ayetinde yaratıcımız Allah; insan neslinin başlangıçta uzun çağlar boyunca "beşer" (henüz adı anılmayan bir varlık) olduğunu, zamanla Hz. Adem ile birlikte bugünkü "insan" vasfına dönüştüğünü belirtmektedir.

İnsan Suresi'nin birinci ayetinde tasvir edilen bu durum, evrim biyolojisi ve antropolojideki; yaratılışın tek hücreliden başlayıp çok hücreliye doğru geliştiği fikriyle paralellik kurmamıza olanak sağlar. Nitekim Kur’an’ın "üzerinden uzun çağlar geçen ve henüz anılmaya değer bir şey olmayan" şeklinde tanımladığı beşer evresinin, bilimsel terminolojideki Homo sapiens dönemiyle örtüştüğü düşünülebilir. Kısacası, antropolojik veriler ile Kur’ani anlatı bu noktada birbirini destekler niteliktedir.

Konunun manevi boyutuna gelirsek; Şeyh Edebali’nin meşhur nasihatlerinde de vurguladığı üzere, tasavvuf erbabı "beşer" ve "insan" arasındaki farkı net bir biçimde ayırmıştır. İslam ve tasavvufa göre gerçek manada "insan" olmak; nefsi emmareden (kötülüğü emreden nefis) kurtulmakla mümkündür. Bu durumu bir metaforla açıklarsak; beynimizin hayvansal güdülerle hareket eden ilkel kısmından, "peygamber lobu" olarak adlandırabileceğimiz yüksek ahlaki bilince geçiş, beşerlikten Müslümanlığa ve gerçek insanlığa geçişi ifade eder. Toplumda "insan" denildiğinde aslında kastedilen "mümin" vasfıdır. "Mümin" aynı zamanda Allah’ın güzel isimlerinden biridir. Allah, bizlerin sadece biyolojik birer beşer olarak kalmasını değil; mümin vasfını kuşanarak evrensel İslam ahlakına ulaşmamızı murat etmektedir.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —