Din felsefesinin en temel tartışmalarından biri olan "Kötülük Problemi" (Teodise), mutlak iyi, mutlak güzel ve mutlak adalet sahibi bir Allah’ın varlığı ile dünyadaki kötülüklerin varlığı arasındaki çelişkiyi konu alır. İnsanların maruz kaldığı zulüm ve kötülüklerin bir kısmı insan iradesinden, bir kısmı ise doğal afetler ve çevresel faktörlerden kaynaklanır. Ateizmi savunan kesim, "Mutlak kudret sahibi ve iyi bir Tanrı, kötülüğe neden müdahale etmiyor?" sorusunu, teizme karşı temel argüman olarak kullanmaktadır.
Yöneticilik, yapılan eleştirileri dikkate alarak yanlışları düzeltmek ve daha doğruya ulaşmak için bir özeleştiri mekanizması işletmektir. Ancak Orta Doğu toplumlarında, İslam coğrafyasındaki geleneksel sultanlık ve padişahlık alışkanlıklarının bir uzantısı olarak, yöneticiler kendilerini "yeryüzündeki halife" veya "Allah’nın yeryüzündeki temsilcisi" olarak görme eğilimindedirler. Bu anlayış, yöneten kişide eleştiriye kapalı olma ve özeleştiri yapmama gibi bir psikolojik duruma yol açmaktadır. Carl Jung’un arketip kuramı üzerinden bakıldığında, bu "kutsal güç" algısının kolektif bilinçaltında kök saldığı ve nesiller boyu aktarıldığı söylenebilir.
Felsefe tarihinde İlk Çağ düşünürleri, varlık ve değişim kavramlarını tartışmışlardır. Herakleitos "her şeyin değişimden ibaret olduğunu" savunurken, bazı filozoflar değişimi reddederek sadece "varlığın" gerçek olduğunu öne sürmüştür. Aristo’yu bu alanda zirveye taşıyan, hem varlığı hem de değişimi eşzamanlı olarak açıklayabilmesidir. Aristo, değişimi açıklamak için "Dört Neden" modelini kurmuştur:
Arapça kökenli "kadr" kelimesinden türeyen "Kadir" sıfatı, Allah için kullanıldığında O’nun gücünün sınırsız ve mutlak olduğu anlamına gelir. Ancak Rabbimiz, bu sonsuz gücü ilmi, iradesi ve merhametiyle bir nevi "sınırlandırmıştır". İnsana bahşedilen güç ise "izafi" (göreli/sınırlı) bir güçtür.
Modern anayasal devletlerde, yürütme gücünün parlamento ve hukuk yoluyla denetlenmesi, aslında insanın "zalim olmaya ve firavunlaşmaya meyilli" (Kur’an’daki ifadesiyle "zalûmen cehûlâ") doğasını dizginleme çabasıdır. Mevlânâ Celâleddîn Rûmî, Mesnevi’sinde bu durumu çok veciz bir şekilde ifade eder: İktidar sarhoşluğu, alkolün sarhoşluğundan katbekat daha şiddetlidir; alkolün etkisi birkaç saatte geçerken, koltuk kibrinin sarhoşluğu mezara kadar devam eder.