Menü Bayrampaşa Gündem Gerçek Gazetecilik
YUNUS TOPUZ Eğitimci/Yazar

YUNUS TOPUZ Eğitimci/Yazar

Tarih: 07.06.2026 21:45

GELENEK ADI ALTINDA SİYASET VE VESAYET

Facebook Twitter Linked-in

İstanbul Lisesi’nde dün yaşananlar, aslında yıllardır biriken bir rahatsızlığın yüzeye vurmasından ibaretti. Mezuniyet töreninde öğrencilerin konuşma yapan okul müdürüne sırt dönmesi, İl Millî Eğitim Müdürü ve Vali Yardımcısının da hazır bulunduğu bir töreni gölgeledi. 

Bir ilin Milli Eğitim müdürü o ilin maarif eminidir. İl Milli Eğitim müdürüne yapılan saygısızlık İstanbul’da görev yapan tüm öğretmen ve eğitim çalışanlarına yapılmıştır. İl Milli Eğitim Müdürü Sayın Murat Mücahit Yentur’a yapılan saygısızlığı şiddetle kınıyorum.

Almanya’nın okul üzerindeki egemenliği azalıyor; çünkü bu okul 2016’da da benzeri bir tabloyla gündemin ilk sıralarına oturmuştu. Şaşırtıcı değil; çünkü orada yaşananlar münferit bir saygısızlıktan ibaret değil, yapısal bir çürümenin kaçınılmaz yansımaları. 

TEVHİD-İ TEDRİSAT DELİNİYOR.

Olayı yalnızca müdüre sırt dönmek olarak okumak, meseleyi küçümsemek olur. Sorun çok daha derinde. Yönetmelik ve kanunları “geleneklerimiz var” kılıfıyla devre dışı bırakmak, öğretmen ve idareyi kendi hiyerarşilerinin altında konumlandırmak, bir misafire takdim edilecek plaketin bile müdürün elinden alınması için tertip kurmak, idarecileri mezun derneklerini arkalarına alarak köşeye sıkıştırmak… Bunların hiçbiri başka herhangi bir okulda akla bile gelmeyecek şeyler. 

PEKİ BU CÜRET NEREDEN GELİYOR?

Okulda Abitur sistemi uygulanıyor. Bu sistem sayesinde öğrenciler Alman üniversitelerine sınavsız girebiliyor. Tüm yabancı dil ve sayısal dersleri maaşını Alman hükümetinin ödediği Alman öğretmenler veriyor; öğretmenlerin neredeyse yarısı Alman vatandaşı. Berlin bu okula yılda ortalama beş milyon Euro harcıyor ve mezunların büyük çoğunluğu lisans eğitimi için Almanya’ya gidiyor. Alman devleti böylece kendi insan kaynağını, bizim okullarımızda, bizim çocuklarımızdan, kendi öğretmenleriyle devşiriyor. Bize özgü bir uygulama değil bu; aynı modeli pek çok ülkede kullandıklarını hatırlatalım.

Türkiye’de kalmak isteyenler ise ayrı bir çaresizlik içinde. Okulda tek bir Türk sayısalcı öğretmen yok; YKS’ye hazırlanmak isteyen öğrenciler dışarıdan kurs bulmak zorunda kalıyor. Geçmişte bu boşluğu doldurmak için görevlendirilen Türk öğretmenler, mezun derneklerinin organize baskısıyla karşılaşmış ve sindirilmeye çalışılmıştır.

Tablo giderek daha çarpık bir hal alıyor. Abitur’a katkısı olmayan Türkçe, kültür ve yetenek derslerine öğrenci ne giriyor ne de Türk öğretmenine gereken saygıyı gösteriyor. Pansiyon nöbetleri, angaryalar, yükümlülükler Türk öğretmenlere düşerken Alman meslektaşları bu görevlerin tamamından muaf tutuluyor. Abitur için Alman öğretmenin onayı şart olduğundan, Türk öğretmenden esirgenen saygı Alman öğretmene gönülden sunuluyor. Öz yurdunda garip olan yalnızca öğretmen değil; Türk devletinin otoritesi de bu okulun koridorlarında fiilen askıya alınmış durumda.

Mezun derneğinin kontrolü ise bu çarpık yapının üstüne bir baskı katmanı daha ekliyor. Para, kariyer desteği ve sosyal nüfuz araçlarıyla öğrenciler yönlendiriliyor; idare uymadığında öğrenciler kışkırtılarak müdürün üstüne salınıyor. Akran zorbalığı okulun “geleneği” hâline gelmiş; yeni öğrenciler bu baskıya dayanamayıp okulu terk ediyor, geçmişte intihara teşebbüs edenler dahi çıkmıştır.

SONUÇ: OKULDA DEĞİL, ZİHİNLERDE BAŞLAYAN TESLİM

Bir milleti yıkmak için mutlaka toplarına gerek yoktur. Çocuklarının zihnini başka bir medeniyetin değerlerine göre biçimlendirmeye başlarsanız, o iş kendiliğinden ilerler.

İstanbul Lisesi’nde yaşananlar, bana bu hakikati bir kez daha hatırlattı. Ortada bir okul var; ama o okulun ruhunu kim besliyor, kimin öğretmeni ders veriyor, mezunlar nereye gidiyor, gençlerin zihin haritası kimin coğrafyasında çiziliyor? Bu soruların cevabı, siyasi retoriğin çok ötesinde, somut ve belgelenmiş gerçeklerdir.

Ben yabancı düşmanlığından değil, egemenlik kaybından bahsediyorum. Türk öğretmenin kendi okulunda ikinci sınıf muameleye tabi tutulması, Türk idarecinin öğrenciler tarafından aşağılanması, Türk devletinin yönetmeliklerinin “gelenek” adına çiğnenmesi; bunlar tesadüf değil, bir sistemin doğal sonuçlarıdır.

Beş milyon Euroluk yatırımın karşılığında ne alınıyor, bunu sormak vatanseverlik borcudur. Almanya kendi çocuklarını bu okula göndermez; ama bizim çocuklarımızı kendi üniversitelerine hazırlar. Bu bir iyilik değil, uzun vadeli ve akılcı bir stratejik hamledir. Bunu görememek ya da görmezden gelmek ise stratejik körlüktür.

Bir millet, en çok kendi okullarını kaybettiğinde kaybeder. Çünkü savaş meydanında kaybedilen topraklar geri alınabilir; ama başka bir medeniyetin penceresinden bakmayı öğrenen nesiller, çok daha ağır bir bedel ödetir.

Devletin bu meselede gerekeni yapacağına inanıyorum. Ama şunu da açıkça söylemeliyim: Gerekli olan, yalnızca bir soruşturma değil; bu okulda ve benzerlerinde köklü bir zihniyet dönüşümüdür. Türk öğretmen kendi okulunda onurlu durana, Türk idare kendi koridorunda egemen olana kadar bu tablo değişmez. Gelenek adına sürdürülen bu vesayete son vermenin tam zamanıdır.

lise

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —