Eğitimci ve siyaset bilimci Sabri Şenel, Türkiye'de son dönemde tırmanışa geçen kimlik, dil ve bölgesel siyaset tartışmalarına ilişkin çok konuşulacak açıklamalarda bulundu. "Türk ve Türkçe giderse Türkiye kalır mı?" başlığı altında bir bildiri yayımlayan Şenel; ülkenin kurucu değerleri, iç güvenlik riskleri ve dış politika dinamiklerine dair önemli uyarılar peş peşe sıraladı.
Açıklamasında, özellikle siyasi arenada sıklıkla gündeme getirilen "Kürt sorunu" ve "Kürdistan" söylemlerine değinen Şenel, bu kavramların stratejik ve siyasal alanlarda farklı anlamlara çekildiğine dikkat çekti. DEM Parti'nin politikalarına ve söylem diline atıfta bulunan Şenel, etnik ve kimlik temelli yaklaşımların ülkenin üniter yapısı üzerinde yeni ve riskli tartışma zeminleri ürettiğini savundu.
Türkiye'deki kimlik tartışmalarının giderek sertleştiğini ve tehlikeli bir boyuta taşındığını belirten ünlü siyaset bilimci, şu vurguyu yaptı: "Türkçe ve Türk kimliği, bu toprakların ve Türkiye Cumhuriyeti'nin beka ve bütünlüğünün en temel çimentosudur. Bu unsurların zayıflatılması ya da tartışmaya açılması, telafisi imkânsız toplumsal ve siyasal kırılmalara yol açacaktır."
Değerlendirmesinde sadece iç politikaya değil, Orta Doğu'da yaşanan sıcak gelişmelere de geniş yer ayıran Sabri Şenel, sınırların ötesindeki hareketliliğin Türkiye'nin milli güvenliği açısından doğrudan tehdit oluşturduğunu ileri sürdü.
Bölgesel harita değişikliklerine ve küresel projelere işaret eden Şenel, "Arz-ı Mevud ve Büyük İsrail gibi kavramlar üzerinden yürütülen bölgesel stratejiler ile bölgedeki güç dengeleri çok dikkatli analiz edilmelidir. Türkiye, bu tehdit kuşağı karşısında hem iç hem de dış politikada çok daha uyanık, kararlı ve bütüncül bir savunma ve diplomasi konsepti benimsemek zorundadır" dedi.
Açıklamasının sonuç bölümünde birlik, beraberlik ve ortak değerler vurgusunu yineleyen Şenel, toplumsal kutuplaşmanın derinleşmesinden duyduğu endişeyi dile getirdi. Siyasi aktörleri ve kamuoyunu daha sorumlu davranmaya davet eden Şenel, siyasal tartışmaların yıkıcı bir dille değil, Türkiye'nin toprak ve millet bütünlüğünü esas alan yapıcı bir zeminde yürütülmesi gerektiğinin altını çizerek açıklamasını tamamladı.