15 TEMMUZ'U ANLAMAK
15 Temmuz hain saldırısının 10. yılını yaşarken, 15 Temmuz'un ne olduğunu doğru anlamamız gerekir. 15 Temmuz, basit bir yönetime talip olma veya siyasi iktidarı düşürme girişimi değildir. 15 Temmuz, Türkiye'nin Varlık ve Bekasına yapılan bir saldırıdır. Milletimizi kardeş kavgasına sürükleme girişimidir. Türkiye'yi uluslararası arenada aciz düşürme, İslam dünyasının gözünde son kale olan Türk devletini yıkma girişimidir. Milli birliğimizi yok etmek için yapılan hain bir saldırıdır. Şunu unutmayalım ki; 15 Temmuz'un kahramanı, dik ve metanetli duruşuyla necip Türk milletidir.
Türkiye'de 15 Temmuz ilk defa yaşanmadı, son defa da yaşanmayacak. Bu topraklara ecdadımız elinde kefeniyle gelmiş; bizler de elimizde kefenimizle yaşamak zorundayız. Tabii ki "elimizde kefenimizi taşıyoruz" diye kimden geldiğini araştırmayacak, tedbir almayacak değiliz. Biz, 15 Temmuz'ların benzerini Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde değişik renk ve suretlerle defalarca yaşadık.
Siyonizmin siyasi taşeronu ABD, CIA vasıtasıyla ve ülkelerdeki uzantılarının organizasyonlarıyla, devletlerin içişlerine karışarak yönetimleri değiştiriyor; ülkeleri karıştırıp iç savaşları tetikliyor. Bazen "Arap Baharı" diye karşımıza çıkar, bazen "Gezi direnişi", bazen de "Özgürlük getireceğiz" diye görünür. Okyanus ötesi dalgalar, bir şekilde ülkeleri etkisi altına alır.
15 Temmuz hain saldırısı da bu tertiplerden biridir. FETÖ üzerinden, CIA'nın ordu içindeki hainleri ve Türkiye ayağındaki görevlileri tarafından organize edilmiştir. Yani 15 Temmuz, FETÖ kullanılarak gerçekleştirilmiş bir CIA operasyonudur.
FETÖ nedir diye sorduğumuzda; karşımıza bir Vatikan projesi, "Ilımlı İslam" ve "dinler arası diyalog" projesinin uygulayıcısı, CIA kontrolünde oluşturulmuş İslam görünümlü misyonerler çıkar. CIA'nın Türkiye'deki organizatörü, CNN Türk ekranlarında "Erdoğan'ı biz destekliyoruz, bu listeleri biz cezaevinde hazırladık, yargı altın çağını yaşıyor, tüm gericileri temizledik" diye itiraf etmesine rağmen kimsenin ses etmediği kişi ve gruptur.
FETÖ operasyonlarında maalesef ülkeyi yönetenlerin meşrulaştırmaları ve referans olmaları sebebiyle; okullarında okuyan, bankasında çalışan inanmış insanlar zarar gördü, asıl hain tabaka ise zarar görmedi. 15 Temmuz sonrası ihraçlar da yanlış bir şekilde uygulandı. Çok sayıda suçsuz insan lekelendi ve işsiz kaldı; çok sayıda kadın ve çocuk cezaevlerinde mağdur oldu. Adil operasyonlar yapılmadı, cezalar vicdanları tam anlamıyla tatmin etmedi.
Yapılan hain olayların geçmişini, oluşumunu ve geleceğini iyi tahlil etmediğimiz sürece tedbirleri de doğru alamayız.
Bu durum ülkemizde her zaman yaşanabilecekse —ki yaşanacaktır— o zaman "ne yapmalıyız?" diye aklımızı zorlamamız gerekir. Yapılması gerekenlerin bir yönetim ayağı, bir de bireysel ayağı vardır. Duruşumuzu ve durduğumuz yeri iyi bilmeliyiz. Ülkeyi kimin yönettiği veya nasıl yönettiğinden bağımsız olarak, düşüncemiz ne olursa olsun bu tür durumlarda bireysel olarak duruşumuz milli, yerimiz devletin yanı olmalıdır.
Asıl önemli olan ise yönetimin ne yapması gerektiğidir. Ülkeyi yönetmeye talip olanlar, öncelikle birilerinin gücüne, imtiyazına veya desteğine ihtiyaç duymadan; milli güçlerin, yani milletin gücüyle ve milli menfaatlerimize uygun projelerle gelmelidir.
Ülkeyi yönetenler, birtakım kişi ve kuruluşların imtiyazıyla değil; samimi, ehil, liyakatli ve dürüst kadrolara yer vermelidir. Devlet kadroları hain tuzaklardan korunmalıdır. Adil bir yönetim oluşturulmalı, adaletten ayrılmamalı ve hürriyetlerin önü açılmalıdır. Toplum, düşüncelerinden dolayı kutuplaştırılmamalıdır. Milli birlik ve beraberlik, sadece "Ben bilirim, yanımda olun" demekle olmaz.
Sorgulanmayacak tek kelam, Allah'ın kelamıdır. Ülkeyi yönetenler insan olduklarına ve hata yapma ihtimalleri bulunduğuna göre —ki tenkit de sünnettir— eleştirilere kulak vermeli, bunlardan yararlanmalı ve eleştiri yapanların bilgisine başvurmalıdır.
Ülkenin gerçek anlamda milli politikalar üreten, milli değerlere bağlı kişilerin fikirlerine itibar edilmeli; bu insanlar bir masa etrafında toplanmalı, istişare müessesesi işletilmeli ve diyalog ortamı sağlanmalıdır. Siyaset, milli güçlerle birlikte Türkiye'nin kendi mecrasında üretilmeli; dış kaynaklardan medet ummadan "büyük fotoğraf" verilmelidir.
Temeli sağlam atılmış bir devlet yapısına hiçbir güç zarar veremez; hele ki Türk milleti el ele, gönül gönüle verirse...
Allah bir daha bu ülkeye, bu millete hain saldırılar yaşatmasın. 15 Temmuz ve terör olaylarında şehit olanlara rahmet, gazilerimize sağlık ve selamet dilerim.