2007 yılında adım attığımız yayın hayatımızda, çeyrek asra yaklaşan çizgimizi tek bir gün bile bozmadık. Bu süreçte hiçbir güce boyun eğmedik; kimseye iftira atmadık, hakaret etmedik. Sırf algı yaratmak uğruna yalan ya da "tetikçi" haberciliğe tevessül etmedik. İlkemiz her zaman nettir: Yanlışa yanlış, doğruya doğru!
Yayın hayatımıza başladığımızda Bayrampaşa Belediye Başkanı Hüseyin Bürge'ydi. Eleştirel haberler yaptık; belki hoşlarına gitti, belki gitmedi ama kimse bizimle küsmedi. Kimse selamı sabahı kesmedi, hiç kimse aba altından sopa gösterip bizi dolaylı yollardan tehdit etmeye cüret edemedi.
Hüseyin Bürge'den sonra tam 13 yıl boyunca Atila Aydıner belediye başkanlığı yaptı. O dönemde çok daha sert eleştiriler kaleme aldık, keskin yorumlar yaptık. Ancak ertesi gün karşılaştığımızda yine medenice selamlaştık, hal hatır sorduk. Atila Aydıner'den sonra 1,5 yıl görev yapan Hasan Mutlu döneminde de bu demokratik olgunluk değişmedi, selamımız hiç kesilmedi.
Sadece başkanlar değil, o dönemlerin parti yöneticileri de aynı siyasi ahlaka sahipti. Bir haber mi çıktı? En fazla arar, "Bu haberin aslı böyledir" diye bilgi verirlerdi. Ne bir ayrımcılık gördük ne mobbinge maruz kaldık ne de bugünkü gibi pespaye tehditlerle karşılaştık.
Ben, yeri geldiğinde en sert eleştirdiğim siyasetçinin bile elini sıkabilen bir gazeteciyim. Çünkü yazdıklarımda iftira yok, hakaret yok, özel hayatı hedef alma yok; yalnızca icraat odaklı, tetikçi olmayan bir habercilik anlayışı var. Yanlış gördüğümüzün doğruya, doğru gördüğümüzün yanlışa evrildiği süreçlere de hep birlikte tanık olduk.
Peki, geçmişteki bu demokratik olgunluğun yerini bugün ne aldı? Söyleyelim: Tahammülsüzlük, kibir ve açıkça yürütülen baskı politikası!
- Belediye Başkan Vekili karşımıza geçip, üstü kapalı bir tehditle, "Daha sana bir şey yapan olmadı mı?" diyebiliyor.
- Belediye Başkan Yardımcısı çocuk gibi küsüyor. Neymiş? Kendisini kirli siyasetin ve kaçak yapı organizasyonlarının içine sokmaya çalışmışız. Biz değil, bizzat iş tuttuğunuz kimseler açıkça konuştu, "Bizden özür diledi" diyor; bunu ne yapacaksınız?
- Grup Sözcüsü ve Meclis Üyesi çıkıp, "Subjektif haber yaptığın için sana selam vermiyorum" diye komik bir savunma yapıyor. Allah'ın selamı bellidir; verenden alırız, vermeyene de biz veririz. Alıp almamak sizin vizyonunuza kalmış.
- İlçe Teşkilat Yöneticisi ise, şirket aracında uyuşturucu yakalandığını yazdığımız için bizden nefret ediyormuş. Bizi kimse sevmek zorunda değil, biz de sizin sevginize muhtaç değiliz. Bu arada, bu skandala rağmen o şahıs hâlâ o görevde oturmaya devam ediyor!
- Ha, bir de muhtarlar var tabii... Onların durumunu şimdilik bir kenara koyuyorum, zamanında onlara değinmiştik.
Bu ilçede tam 18 yıldır yazılmamış bir kural vardır: Her gazetemiz çıktığında belediye koridorlarındaki sehpalara, meclis salonuna, önündeki masaya, 7. kattaki bekleme alanlarına ve belediye tesislerine dağıtımı yapılır, o gazeteler günlerce orada kalırdı. Şimdi ise büyük bir korku ve tahammülsüzlükle gazetelerimiz anında toplattırılıp çöpe atılıyor!
Tarih vererek konuşalım: 4 Mayıs 2026 Pazartesi günü, meclisin 1. birleşim günüydü. Meclis önündeki masaya 15, oturma gruplarının önündeki sehpaların üzerindeki gazeteliğe 25 sehpalara ikişer adet gazete bıraktık. 7 Mayıs 2026 Perşembe günü, yani meclisin 2. oturumu için belediyeye gittiğimizde tek bir gazete bile bulamadık! İki gün içinde onca gazetenin bitmesi imkânsızdır. En azından meclis önündeki masada kalırdı. Geçmiş yıllarda iki meclis oturumu arasında o gazeteler hep orada kalırdı. Dolaylı kaynaklardan da teyit ettiğimiz üzere; gazetelerimiz talimatla toplattılıyormuş.
Açıkça sözlüyoruz: Eleştiri insanı olgunlaştırır, tenkitte bereket vardır. Eleştiriyi hazmedemeyenlerin hamurunda ise yalnızca kibir, bencillik ve egonun esareti vardır!
Eğer bir eleştiride hakaret ve iftira yoksa, ona tahammül edemeyen kişilerin mutlaka gizlemeye çalıştıkları bir eksikliği, örtbas etmek istedikleri bir açığı veya bir suçları vardır! Eksiklerini, açıklarını ve günahlarını kapatmak için ellerindeki gücü, baskı unsuru olarak kullanmaya kalkışırlar. Ama bilmezler ki, o altlarındaki koltuklar ve güç bir yere kadar geçerlidir; günün sonunda hak her zaman yerini bulur!
Eleştiriyi hazmetmeyen bu zihniyet aslında bize şunu söylüyor: "Biz arkada her türlü kirli siyaseti döndürelim, siyasi, ayni ve nakdi rüşvetleri döndürelim, haddimizi aşan işlere imza atalım ama siz susun, görmeyin, duymayın, yazmayın!"
İşte orası yağma hasanın böreği değil! Yağma yok! Bu dünyanın var oluşundan beri her devirde yanlışları haykıran uyarıcılar olmuştur; 19 yıldır Bayrampaşa'da bu uyarı görevini biz üstleniyoruz.
Bizi tehdit etseniz de aba altından sopa gösterseniz de çocuk gibi küsüp selamı kesseniz de gazetelerimizi toplatıp çöpe atsanız da, zorlanmış olsak bile biz doğruya doğru, yanlışa yanlış demeye son nefesimize kadar devam edeceğiz! Çünkü hakaret yok, iftira yok, yazdığımızdan korkumuz yok ve yazdığımız her bir kelimenin, her bir satırın sonuna kadar arkasındayız! Biz yazdığımızdan sorumluyuz kimin nasıl anladığından sorumlu değiliz.
19 yıldır milim sapmadığımız bir çizgimiz var. Yanlışı eleştirdiğimiz gibi, haksızlığa uğrayana da göğsümüzü siper ettik. Hiçbir zaman "gücün yanında saf tutalım, gemimizi kurtaralım" demedik; önümüze konulan tüm gayriahlaki teklifleri elimizin tersiyle ittik. Biz bu dik duruşu, zamanında Atila Aydıner'i de Hasan Mutlu'yu da eleştirdiğimiz kadar, haksızlığa uğradıklarında onları savunarak da gösterdik. Bugün de savunmaya devam ediyoruz.
Unutmayın, bu dünyada herkesin bir gün savunulmaya ihtiyacı olacaktır!