VAKALARDA BÜYÜK DÜŞÜŞE DEVAM
DAVUTOĞLUN’DAN PERİNCEK UYARISI
EYÜPSULTAN'A GENÇLİK KAMPI VE PLAJ GELİYOR
“DENİZ TAKSİLER YAZ AYLARINDA HİZMET VERMEYE BAŞLAYACAK”
İBB EKİPLERİNDEN ONLARCA KAR MÜDAHALESİ
‘HAKKINI İSTEMEK NE ZAMANDIR RÜŞVET OLDU?’
TARIM ÜLKESİYİZ ZAMA ŞAMPİYONUYUZ
ERDOĞAN’DAN SELÇUK ÖZDAĞ’A GECMİŞ OLSUN
8 YILDA 300 BİN KİŞİ AYM'NİN YOLUNU TUTTU
ELAZIĞ'DA 4.1 BÜYÜKLÜĞÜNDE DEPREM
VAKA SAYISI 8 BİNİN ALTINA DÜŞTÜ
DÜŞÜNDÜRÜCÜ; O İNTERNET SİTESİNE ULAŞILAMIYOR
AK BAYRAMPAŞA’DA TEK ADAYLI KONGRE YAPILIYOR
2020 YILI EKONOMİ KARNESİ AÇIKLANDI
BARAJ HAVZALARINDAN 40 TON ATIK ÇIKTI

HAKAN GEZER


PANDEMİLİ EĞİTİM

Mart ayından beri Covid-19 pandemisi kapsamında aldığım gönüllü görevler ve bu esnada geçirdiğim Covid-19 rahatsızlığı sebebiyle uzun zamandır yazamıyordum.


Mart ayından beri Covid-19 pandemisi kapsamında aldığım gönüllü görevler ve bu esnada geçirdiğim Covid-19 rahatsızlığı sebebiyle uzun zamandır yazamıyordum. Uzun bir aradan sonra yazacak vakti bulmanın ve derdimi sizlerle paylaşacak olmanın sevinci içinde harflere dokunuyorum.

Aralık ayında ilk vakaları görünmeye başlamış olan Covid-19 pandemisi Mart ayından beri ülkemizin gündeminden düşmüyor, düşmemeli de. Sanırım şu an dünya üzerinde bundan büyük bir sorun yoktur. Dünya üzerinde genel politik, ekolojik ve ekonomik birçok sorun yaşanırken belki de tüm bunların bir sonucu olarak yada tamamen bunlardan bağımsız olarak bir de pandemi çıktı başımıza. Başımıza diyorum çünkü ben bu sorunu küresel bazda ele almak zorunda olduğumuzu düşünenlerdenim. Bence ilk yanlışı burada yaptık.

Pandeminin başından beri neredeyse tüm ülkelerde ‘sorun küresel, mücadelemiz ulusal’ sloganı ön plana çıkıyor ve tüm çözüm ya da önlem önerileri bu çerçeve içinde şekilleniyor. Cümlenin içindeki çelişkiyi anlamak için ilkokulu bitirmiş bir öğrenci olmak yeterli sanırım. İnsanlık, bizleri bugüne getiren yanlışları tekerrürde ısrar ediyor. Sorun küresel ise çözüm de küresel olmalıydı. Fakat ne yazık ki bugüne kadar yaşanan tüm küresel sorunlarda olduğu gibi pandemide de dünya ortak bir zemin bulmak için yeterli çabayı sarf etmedi ya da sarf etmek istemedi.

Bulaşıcılığı ile nam salan bir hastalıkla uluslararası ekonominin ve dolaşımın bu kadar önemli olduğu bir çağda ulusal sınırlar içinde mücadele etmek suya yazı yazmak gibidir. Yeterince canınızı sıktık,  haydi biraz daha fazla sıkalım. Şimdi gelelim en önemli konuya yani eğitime. Geçtiğimiz bahar döneminde açık konuşayım düşe kalka yöntemlerle kapanışı yaptık. O gün itibariyle belki de en iyi ihtimalleri uyguladık. Fakat şimdi ne yapacağız? Son açıklamalara göre 31 Ağustos 2020 tarihinde eğitim-öğretim yılı takvimi başlayacak. Henüz bir vazgeçiş yok. Milli Eğitim Bakanı Sayın Ziya Selçuk en son ‘okullar açılmasın demenin yanlış olduğunu ancak sosyal mesafe ve maske önlemlerinin önemli olduğunu ‘ vurgulayan açıklamalarda bulunmuştu sosyal medya üzerinden. Sayın bakan işinin ehli olarak okulların durumunu en iyi bilen insandır şüphesiz. Okulların açılması gerektiğini söylemesi kadar doğal bir şey yok bu durumda. Çünkü ülkemizde ‘uzaktan eğitimin’ üniversitelerde dahi yıllardır verimliliği tartışılırken şimdi tüm eğitim sisteminde uzaktan eğitime geçişin güle oynaya gerçekleşmesini kimse bekleyemezdi. Oysa dünyada uzaktan eğitim birçok üniversite-lise hattında uygulanıyordu. Hem de pandeminden çok önceden bu sistemin temelleri atılmış biçimde. Hazır değildik. Aylar geçti. Hazır olmak için ne yaptık? Belli ki çok da bir çaba sarf etmemişiz. Geçtiğimiz dönem uzaktan sınavların-derslerin üniversitelerde dahi ne kadar sağlıksız yapıldığının örneklerini saymaya başlasam bu yazı bitmek bilmez. İyisi mi siz onu genç kuşağa sorun. Onlar yaşadıkları sorunları açık yüreklilikle söyleyeceklerdir sizlere.

Zaten sallantıda olan eğitim sistemimizin pandemiye nasıl dayanacağı tam bir muamma. Uzaktan eğitim yapmasak da sınıf kontenjanlarını azaltsak olmaz mı? Niye olmasın der gibi olurken bir başka sorun çıkıyor meydana. Nedendir bilinmez tam gün eğitime geçtik yakın geçmiş zamanda. Okullar bu düzene göre ayarladı kendini ve donatıldı. Sınıf kontenjanlarını azaltmak için sınıfların çoğalması gerekiyor. Yalnız menkıbede olduğu gibi ‘kazan doğurmuyor’ üstadım. Yani tekrar sabahçı-öğlenci sistemine toplu geçiş fiziksel olarak çok zor. Kademeli olarak belki... Bakınız tüm çözüm yolları tıkalı. Şimdilerde okula sınıfların 3’er gün gitmesi konuşuluyor. Peki, haftanın beş günü ve tam gün bir türlü yetişmeyen şu ‘çok ünlü müfredatımız’ 3 günde nasıl yetişecek? Yanlış anlaşılmasın, tüm çözüm önerilerini reddetmiyor aksine hayalden uyandırmaya çalışıyorum ve bakan beye hak veriyorum.

Eğitim hususunda bugüne kadar yap-boz usulü sürekli bir şeylere devşirdiğimiz sistem pandemide büyük çıkmazda ve belirsizlik üstünde. Gelelim esas soruna. Veliler çocuklarını okullara göndermeyi isteyecekler mi? Yüzlerce öğrencinin sosyal mesafesini korumak, maskeli olmasını sağlamak ve sağlığa uygun ortamı sürekli muhafaza etmek kolay mı veya ne kadar mümkün olacak? Ülkemiz çoğu zaman teoride yazılanın pratikte tutmadığı bir ülke. Bunu şu an sokaklara bakarak görebiliyoruz. Sağlık Bakanımız Sayın Fahrettin Koca’nın uyarılarına ne kadar kulak asıyoruz? Bunun cevabını içten içe hepimiz biliyoruz. Bildiğimiz için de veliler çocuklarını okula göndermek konusunda çok tedirgin. Haklılar da… Kim okula eğitim için giderken eve hastalık getirmek ya da getirilen hastalığa maruz kalmak ister ki? Hele ki pandemi hal-i hazırda tüm yönleriyle bilinmezliğini bu kadar korurken…

Gel gelelim konuyu çok uzattık ama önümüzde büyük bir sorun var. Okulların açılmasına son düzlükteyiz fakat ortada henüz tam manasıyla nasıl bir eğitim öğretim yılının bizleri beklediğine dair hiçbir delil yok. Velilerin gönlüne su serpecek açıklamalar yapılmalı. Şayet okullar açılacak ve eğitim yerinde yani okulda olacaksa böyle giderse devamsızlıktan çok gencimiz sınıf tekrarına kalır.