MEHMET CEYLAN


23 HAZİRAN PROJESİ NEREYE GİDER


Türk siyaseti kendi mecrasında, kendi ekten ve iradesiyle şekillenmediğini bu günlerde, aslında bir süredir yaşadığımız olaylarla  bir kez daha gördük.

Bu günleri değerlendirmek için gerilere kadar gitmek lazım. Belki Osmanlı dönemine 1800´lü yıllara gidebiliriz ama biz 50´li yıllarla, çok partili döneme kadar gidelim. Şu anda 46 ve 98´li yılları neredeyse birebir yaşıyoruz. Nedense Türk siyaseti zaman zaman dizayn edilir, yeni projeler geliştirilir ve yeni kahramanlar çıkarılır. Bu kahramanlar çıkarılırken renkleri, fotoğrafları, konseptleri farklı olabiliyor.

PARTİ GENEL BAŞKANI CUMHURBAŞKANI

Cumhuriyetin kurulmasından sonra tek parti CHP dönemi yani parti genel başkanı cumhurbaşkanlığı sistemi yönetimi 1950 yılına kadar sürdü. Bu dönemde tek parti ve parti genel başkanı cumhurbaşkanı olmasına rağmen Mustafa Kemal Atatürk daha çoğulcu bir yönetimi tercih ederken, CHP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tek adamlığını ilan etti hatta milli şef olarak tarihe geçti. Her türlü yetkiler elinde, valiler il başkanı, kaymakamlar ilçe başkanı görevi yaptı.

CHP içindeki bazı kişiler bunların başında, Celal Bayar, Adnan Menderes gibi daha muhafazakar taraftaki kişiler İsmet İnönü´ye bu sistemin yanlış olduğunu anlatarak 46 ruhu denilen ruhu yakaladılar. Aslında Türk siyasetinde yeni bir proje, yeni bir dizayn yapıldı. Tabi bu dizayn farklı unsurların desteğinde yapılmasına rağmen ülke açısında, demokrasi açısından hayırlı bir proje ve dizayn oldu ve böylece parti genel başkanlı cumhurbaşkanlığı sisteminden demokrasiye, parlamenter sisteme, çok partili döneme başlanmış oldu.

1950´li yıllar öncesi yaşanmış, denenmiş, başarılı olunamamış siteme tam 70 yıl sonra gene aynı parti genel başkanlı cumhurbaşkanlığı sistemine döndü ve sistem yeniden tıkandı. Anlam vermek mümkün değil ki, denenen başarısız olan bir sistemi hem de farklı bir görüşteki partiler tekrar denemek istedi.

16 yıl iktidarda olan parti değiştirdiği sistemin de altında ezildi. Bir taraftan ekonomik kriz, bir taraftan sistemin getirdiği kaos içinde ülkeyi yöneten kadrolar çıkmaza düştü. Bu çıkmazdan kurtulmaya çalıştıkça sistem yönetimi içine çekmeye çalıştı. Burada şu parantezi açmak isterim; bu sistemin gelişi Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gibi görünmesine rağmen duruşu, mimikleri  ve geçmişte söyledikleri gösteriyor ki, istemediği halde bu sistemin içinde kaldı. 24 Haziran seçimleri sonrası kendi sisteminin başkanı seçildiği halde sevinmedi, kutlama yaptırmadı. Geçmiş seçimlerdeki galibiyet coşkusu yoktu.

Aynı sistem değişsin diye 1946 yıllarında sağ tandanslı ekip uğraşırken şimdi sol tandanslı ekip aynı uğraşı veriyor. İşte tarih tekerrür ediyor 46´lı yılları yaşıyoruz.

YARGININ KESTİĞİ BELEDİYE BAŞKANLIĞI

1994 yılında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına seçilen Recep Tayyip Erdoğan bir şiir okudu diye ceza aldı. Yargının bu verdiği hukuksuz ve mesnetsiz kararla Recep Tayyip Erdoğan´ın İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı elinden alındı. Yanlış karar Erdoğan´ın önünü açtı büyük sükse yapıp tüm dünyada özellikle de Türkiye´de mağduriyeti de göz önüne alınarak tanınmasına sebep oldu.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı öncesi Refah Partisi İl Başkanlığı döneminde İstanbul sokaklarında olan Erdoğan cezaevi sonrası uluslararası görüşmeleri sıklaştırdı. Parti kurup iktidarda yer almasının önü açıldı. Belli ki güçlü yerlerden imtiyazı almıştı.

1998 yıllarında yaşadığımız filmi bu günlerde 2019 yıllarında gene izliyoruz. Gerekçesini bulamadığı bir kararla YSK İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini iptal etti. Yanlış verilen hukuksuz bir kararla şimdi de İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı Ekrem İmamoğlu´nun elinden alındı. Bir ilçede belediye başkanı olan Ekrem İmamoğlu tüm ülkenin hatta dünyanın gündemine oturdu.

Tarih tekerrür ediyor 1946´lı yılları ve 1998´li yılları bu günlerde rengi, tasarımı, görüntüsü farklı olsa da  yaşıyoruz.

23 HAZİRAN PROJESİ

Yukarıda açıkladığımız tarihin tekerrür ettiğini görmekteyiz. Tam kararımızı vermesek de yapılanlar bize bu görüntüyü, bu fotoğrafı veriyor. Biliyoruz ki, Türk siyasetin kendi mecrasında yürümüyor. 60-71-80-90´lar -2001- gezi, 17/25 ve 15 Temmuz bu ülkede yeri geldiği zaman biz bir şeyleri değiştiririz diye mesaj veriyorlar. Asıl sorunda bu mesajı hala bizim okuyamamış ve tedbirini alamamış olmamızdır.

Şu anda bile baktığımız zaman mevcut iktidarın yani AK Parti´nin yanında gibi görünüp bu projeye yardımcı olanlar var. AK Parti yönetimi yaptığı veya yaptırıldığı hataların bedelini ödüyor.

Bir toplumu yok edecekseniz önce o toplumun iç değerlerini yok edecek, sahte destekçilerle yönlendireceksin. İşte bu iş yıkıntı ve yanlış yönlendirme yıkılışı hızlandırmaktadır.    

İşte AK Parti´nin şu andaki hali de budur.  Birkaç yıldır söylemler, icraatlar, yapılaşma ve destekler içten içe teşkilatı oymuştur. Bugün yaşanılanlar tesadüf değildir.

Şunu  bilelim ki nasıl geçmiş dönemlerde siyasette projeler varsa bugünde yaşadığımız bu projeler örneğidir.

OKYANUS ÖTESİ DALGASI

Asıl soru bu projenin kimin yada kimler tarafından yapıldığıdır. Geçmiş dönemlerde gördük ki, siyasi projeler hep Okyanus ötesinden dalgalanıp geldi. Okyanus ötesi dalgası bir anda geldi ülkemizin siyasi temasının göbeğine oturdu. Büyük fotoğrafa kimi koydularsa Türk siyasetinin kahramanı oldu. Taki artık gözden düşene yada projelerine ters olana kadar siyasetin en ön safında kaldı.

Şimdide gördük ki, bir anda büyük fotoğrafa konulan Ekrem İmamoğlu siyasi kahraman yapıldı. Kahraman yapılan tüm siyasilere bakın önce mağduriyetle başlamıştır. Aynı şimdi olduğu gibi.

Şimdi sorumuzun cevabını arayalım. Siyaset bir takım güçlerin elinde olduğunu bilmeyen yok. İnkar edecek de kimse yoktur sanırım.

Dünya siyaseti Yahudi zümresinin, siyasi organizasyonu Siyoniz´le şekilleniyor. Siyonizm´in de en büyük taşeronu ABD´dir. ABD destekli siyasi projeler ülkeler üzerinde her daim etkili olmuştur. Birde ülkelerin kendi iç dinamikleriyle yapılan projeler vardır. Türkiye´de de yerli ve milli proje üretebilecek güç bazen ak saçlılar, bazen derinler diye hafızalarımıza sokulanlar vardır. Kim olduğunu bilmediğimiz bir kesim var.

Şimdi Türk siyasetinde de bu yeni projenin arka planına bakıp sorguladığımız zaman çok isterdik ki, o yerli ak saçlılar olsun ama Koç destekli bir projenin yerli olması mümkün değildir. Koç grubu sanırım Türkiye´de yapılaşma taşeronluğuna soyundu. Önce sporda sonra siyasette sahne almaya başladı. Bildiğimiz gibi koç grubu yerli bir grup gibi görünmesine rağmen eskiden beri biliriz ki, dış bağlantı ve destekleri güçlü bir gruptur.

BU konu üzerinde biraz kafa yormalı, ne yapılması konusunda da ortaya net tavırlar konulmalı. İleriki yazılarımızda bu konu en çok gündemimiz olacaktır.



Beyaslan
21.06.2019 17:09:59
Başarılar