Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunun henüz 30 yılı geride kalmıştı ki, ekonomide  3. Evresi başladı.

Cumhuriyetin kurucu iradesi, ekonomiyi sağlam zeminlere oturmayı, cephede galip gelmek kadar önemli görmüş, İzmir İktisat Kongresi gibi önemli bir kongreyle ekonominin temelini atmıştı.

Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte 1923 yılında toplanan İzmir İktisat Kongresinde ekonomi temelleri, devlet destekli, liberal, yerli özel sektör ağırlıklı, tarım – hayvancılık - sanayi üçgeninde dengeli ve ülke sathına yayılan, toplumu kapsayan bir model olduğunu görüyoruz. Bu model henüz 30’lu yılların içinde iktidarı eline geçiren İsmet İnönü ekonomiyi özel sektörden çıkarıp devletçi bir yapıya sokarken, 50’li yıllarda iktidarı eline geçiren Adnan Menderes liberal yabancı sermaye ve borçlanma ağırlıklı bir yapıya oturttu.   

Türkiye Cumhuriyeti ekonomisi, Demokrat Partili Adnan Menderes iktidarıyla birlikte yeni bir dönem başlar. Cumhuriyetin kurucu iradesinin özellikle İzmir İktisat Kongresinin ortaya koydu Ekonomi sistemi ikinci kez sekteye uğrar ve ikinci kez değişir.

46 RUHU MU? YALTA RUHU MU?

1950 sonrasını değerlendirirken, soğuk savaşların devam ettiği bir dönemin yeni dünya düzenini nasıl yapılandırdığına bakarak değerlendirmek gerekir. 4-11 Şubat 1945 Yılında ABD Başkanı Roosevelt, İngiltere Başbakanı Churchll, SSCB Lideri Stalin’in katıldığı Yalta konferansında ülkelerin kaderi belirlendi. Türkiye’de de 1946 yılıyla birlikte hareketlenme oldu. 46 Ruhu aslında yerli bir ruh değil aslında Türkiye Cumhuriyetine biçilen yeni görevin ruhuydu. Bu konferansta Türkiye Cumhuriyetine biçilen görev BOP projesi içinde Ortadoğu’nun kapısı olacak bu kapı kırılmayacak fakat sağlam olarak da kalmamalı. Yani kalkınıp büyümeyecek, eğer büyürse bölgenin lideri olur, batmayacak eğer batarsa bölgenin organize edecek gücü yok olur, kapısı kırılır.

Bu konu siyaseten ayrıca araştırılması, konuşulması yazılması gereken, ülkeyi nasıl tahakküm altına aldıklarını ortaya konulması gereken bir konudur. Bu yazıda ekonomi üstünde duracağız. Demokrat Partili Adnan Menderes iktidarının siyaseten yaptığı katkı başka bir konudur.

Bu Yalta planına göre; Türkiye ekonomisi, borçlanan, yabancı sermaye ağırlıklı, zaman içinde tarımdan uzaklaşan, sanayisi olmayan, montaj sanayi ile yetinen bir devlet, düşük alım gücüyle yardıma mahkum edilen bir toplum oluşturmak olduğu görülmektedir.

Bu plan zaman içinde toplum mühendisleri ve siyaset desinatörleri vasıtasıyla çok güzel uygulandı.

1950 sonrası Türkiye müdahalelerin, kaosların, saldırıların, kardeş kavgasının, milliyet ve inanç istismarının merkezi haline geldi.

2. Dünya Savaşı sonrası dünyanın güçlü devleti konumuna gelen ABD, bir yandan uluslararası ekonomik sistemi yeniden inşa etme işlevini üstlenirken, diğer yandan savaşın diğer galibi Sovyetler Birliğinin yayılmasına da sözde engel olmaya çalışır göründü. Yalta Konferansında yeni dünya düzeni paylaşımları sonrası her güç kendi payına düşeni koruyor kendisine bağımlı hale getiriyordu. Ülkeler üzerinde ekonomi olarak ABD, ideolojik olarak SSCB etkili olmaya çalışıyordu.   

Uluslararası ekonomik sistemin ABD politikaları ekseninde yürüyebilmesi için gelişmekte olan ülkelere yapılacak ekonomik ve askeri amaçlı dış yardımlar önem taşımaktaydı. Türkiye’nin bu dönemde, batı dünyası içerisinde yer alma arzusu ve savaş sonrası Sovyetler Birliğinin toprak talebi şeklinde ortaya çıkan tehditleri altında kalmıştır.

DEMOKRAT PARTİLİ ADNAN MENDERES COŞKUSU

Anti-devletçi iktisat politikalarını savunan DP kurucuları Hükümeti erken genel seçime gitmeye zorlamıştır. 21 Temmuz 1946’da yapılan seçimlerde anılan parti 62 milletvekili ile Meclise girmeyi başarmıştır. DP bu dönemde basın özgürlüğünün en büyük savunucusu olmuştur. Buna karşılık DP’nin iktidara gelmesinde basın önemli rol oynamış, DP’yi kurtarıcı olarak kamuoyuna sunmuştur.

1946 seçimlerinde meclise giren DP’liler 1950 seçimlerini büyük bir zaferle sonuçlandırdı, mecliste büyük çoğunlukla iktidar oldu.

Tek partili, şeflik döneminin sona ermesiyle çok partili dönemin ilk meyvesi, “Artık yeter” sloganıyla gelen Demokrat Partili Adnan Menderes iktidarı ülke genelinde büyük bir coşkuya sebep oldu. Ezanın Türkçe okunmasından aslına çevrilmesi Adnan Menderes iktidarına büyük bir teveccüh ve sevgi meydana getirdi. Açılan bu ezan perdesiyle birlikte ekonomi de görünürde iyi bir ivme kazandı.

O yıllarda köy nüfusunun çok fazla olması, köy oylarını alan partinin seçimleri kazanması sonucunu doğuruyordu. Traktör sayısındaki büyük artış, tarımsal krediler ve hepsinden önemlisi köylünün ürününü satacağı pazarlara ulaşması gibi tarım politikaları köylüyü çiftçi yapmıştı. Öte yandan limanlar, barajlar, köprüler köy içme suları gibi hizmetler sayesinde Türkiye adeta şantiyeye dönüşmüştür

1950-1954 yıllarında Türkiye ekonomisi kalkınma dönemine girdi. Bu dönemde serbest piyasa ekonomisine geçişe hız verildi. Yabancılara petrol arama ve çıkarma izni verildi. Yabancı sermayeyi teşvik yasası çıkarıldı.

Ekonomi ivme kazandığı görülen DP iktidarının 1. Dönemi 50’li yılların ilk yarısı aslında krizlerin, Türk ekonomisinin nasıl bir çıkmaza gireceğinin de işaretçisi gibiydi.

Hesapsızca, bol keseden harcamalar, borçlanmalar ve yabancı sermayeye kapıların sonuna kadar açılması yakın zamanda kriz olacağının göstergesi olduğu gibi gelecek zaman içinde de Türk ekonomisinin ipotek altına alınacağının da habercisi gibiydi. 

Borçlanma ve yabancı sermayeli ekonomiler ipotek altına alınmış, ipi hep başkasının elinde olan ekonomilerdir.

SATILAN VE KAPANAN FABRİKALAR

Türk ekonomisi de en büyük soygunu zararı hesapsızca borçlanma ve yabancı sermayeden görmüştür. Yabancı sermaye Türkiye Cumhuriyeti için bir idam sehpasıdır. Kontrolü elinde bulundurulması gereken ülkelerin başında gelen Türkiye, yabancı sermaye ve sınırsız borçlanmayla istedikleri gibi kontrolü sağlanmış ülkeler içinde yer almıştır.. 

Bir taraftan yabancı sermaye destekli yeni fabrikalar kurmaya çalışan DP’Lİ Adnan Menderes iktidarı diğer taraftan tek parti döneminde kurulan bazı traktör ve basma fabrikaları, Menderes döneminde özelleştirildi veya ekonomik olmadıkları için kapatıldı.

En önemli örnekler; Nuri Demirağ tarafından kurulduktan sonra İsmet İnönü tarafından devletleştirme kapsamına alınan uçak ve uçak motoru fabrikaları, Eskişehir tank fabrikası ve Kırıkkale silah fabrikası, Menderes döneminde NATO standartlarına uymadıkları gerekçisiyle kapatıldı. 

DP İktidarının ilk yıllarında çok olumlu gibi ama geleceği pek iyi görünmeyen gelişmeler, fütursuz harcamalar, aşırı borçlanma ile 1950’li yılların ikinci yarısında ekonomide tıkanmalar başlamıştır. Dış borçlar giderek artıyor, ödeme dengesi bozulmuştu, döviz girişi yeterli değildi.

DP dönemi, hızlı büyüme amacının; devletin ekonomideki yerinin küçültülerek, kamu yatırımlarının artırılarak ve özel teşebbüsün geliştirilmiş bir ekonomi gibi olmasına rağmen, 1950’li yılların özellikle ikinci yarısı daralan ve sıkıntıya giren ekonominin yanında gelir bölüşmesinde büyük farkların belirdiği ve bunun neden olduğu huzursuzluklar baş gösterdi.

CARİ AÇIK BÜYÜYOR

Hesapsız ve yanlış yapılan ekonomi planlaması altın ve döviz rezervlerini de eritti.

1953 yılının sonuna gelindiğinde altın ve döviz rezervleri tümü tükenmiş,  ilk yıllardaki olumlu hava koşulları da tersine dönmüştür. 1950’de 22,3 milyon $ olan dış ticaret açığı daha 1952’de 193 milyon $’a varmıştır. Merkez Bankası’nda serbest bırakılan altın satışları durdurulmuş; bu uygulamanın nedeni rezervlerin üçte birinin bir iki yılda tükenmesi olmuştur.  (1)

Ticari kredili ithalat ve dış yardımlar, 1955 sonuna kadar ithalatı canlı düzeyde tutmuştur.

1950-1952 döneminde ithalat %100’lük bir artış kaydederken ihracat %37 oranında artabilmiştir.

Bu dönemde devlete ait fabrikalar satışa çıkarılırken Devlet Deniz Yolları ve Devlet Hava Yolları birer Anonim Şirkete dönüştürülüp yabancı sermaye ortaklığına açılmıştır.

Dış ticaret açığı aynı yılın ihracat gelirlerinin %50’sini aşmış ve sonuçta yoğun bir ödemeler dengesi sıkıntısına girilmiştir. Dış ticaret açıkları 1950’den 1956’ya kadar büyüyerek devam etmiştir.

1954 yılı sonrasında para artışı ivme kazanırken reel gelirdeki artışın yavaşlaması ve toplam kaynaklardan gelişme harcamalarına ayrılan payın azalması enflasyonu körüklemiştir

Piyasadaki para miktarı 1954 yılına göre büyük bir sıçrama yaparak 1955’te 1805 milyona, 1956’da 2322 milyona, 1957’de 2936 milyona yükseldi. 1958’de 3052 milyon, 1959’da 3406 milyona çıkmıştır (2)

1950’lerin sonlarına gelindiğinde özellikle ilk yarıdan itibaren ekonomide yaşanan sıkıntının etkileri alenen hissedilir olmuştur. Tarımda ilk senelerdeki başarının yakalanamaması, kamu harcamalarındaki sürekli artışlar, dış ticaret açıkları, KİT’lerin zararları ve uluslararası arenadaki istem dışı gelişmeler dönemin hükümetini polemikli bir durumla karşı karşıya getirmiştir

Dış ekonomik ilişkilerde de tıkanıklık aşılmış ve o dönemde ödeme zamanı gelmiş olan 400 milyon dolarlık borcun ödemesi ertelendi. Aynı dönemde OECD’den 359 milyon dolarlık kredi sağlandı.

Faiz oranları yükseltilmiş, ticari banka kredileri sınırlandırılmıştır. Kimi malların ihracatına ve kimi döviz girişi sağlayan işlemlere prim ödenmeye başlanmıştır. Böylece 1960 yılına kadar sürecek olan fiili çoklu kur uygulamasına geçilmiştir. 1958’de Türkiye’nin vadesi geçmiş 256 milyon dolar tutarında birikmiş borcu bulunuyordu. Bu borçları ödemedikçe ne uzun vadeli program kredilerinin artma, ne de kısa vadeli ticari kredilerle günü idare imkânı yoktu.

IMF GÜDÜMÜNE GİRİYOR

1958 Ağustos ayında IMF güdümünde (baskılarıyla) bir istikrar programı uygulamayı kabul etmiştir. 420 milyon dolar tutarında borcu ertelendi ve 395 milyon dolar taze kredi verilmiştir

1958’de alınan istikrar önlemleri ile TL %68.9 oranında devalüe edilmiş ve 1 dolar = 2.80 TL’den 1 dolar = 9 TL’ye yükselmiştir. (3)

(1) Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Arş. Gör. Osman Cenk KANCA

Türkiye, artık ekonomik buhrandan kendi başına çıkabileceğine inanmıyordu. Bu durum, Türkiye’yi Marshall Planı’na dâhil olmaya sürüklemiştir. Marshall Planı’nı tek kurtuluş yolu olarak gören Türkiye, plana dâhil olabilmek için büyük çaba göstermişti ve çabası sonuç vermişti. Plana dâhil edilen on altı ülkeden birisi olmuştu.
Türkiye’nin plandan uzun vadede olumlu ekonomik sonuçlar elde ettiğinden bahsetmek pek mümkün değildir. Plan kısa vadede Türkiye’ye ancak nefes aldırmıştır. 

Liberalleşme ekonomik sisteme geçilmesinde ABD Hükümeti etkili olmuştur. Zira ABD, Marshall Planı’na dâhil ülkelere liberalleşmeyi teşvik ediyordu. 

Türkiye, her şeyden önce ithal ettiği kadar ihraç edememesi, Türk ekonomisini Marshall Planı’ndan gelen yardımlara bağlı hale getiriyordu. 

Türkiye, ABD’den aldığı borç parayla yine bu ülkeden malzeme satın alıyordu.

1955’ten sonra daha belirgin olan bu sorun Türkiye’yi gün geçtikçe dış borca sürüklemiştir. 1960 yılı dış borç miktarı 1 milyar 138 milyon 600 bin dolara ulaşmıştı. 

OEEC, IMF, ABD ve Türkiye arasında, 4 Ağustos 1958’de “İstikrar Programı” konusunda anlaşmaya varılmıştı.  1959 yılının sonlarına doğru Türkiye’de, 18 petrol arama şirketinin 16’sı ABD’li, diğer ikisi ise Alman ve Felemenk’ti.

İngiliz Economist gazetesi şöyle ortaya koyuyordu:
”Türkiye’nin, kendi ekonomisini ve bilhassa ziraatını geliştirip modernleştirmesine ve işlerinde muvaffakiyetler sağlamasına âmil olan enerji ve inisiyatifin, ticarette mâruz kaldığı güçlükleri artırmış olması, paradoksal büyük bir talihsizlik eseridir. Türklerin, mühim miktarda pamuk, ve kuru meyveden başka, ellerinde, ilk defa olarak, büyük bir hububat fazlalığı mevcuddur. Fakat, ziraat ve sanayinin gelişmesini mümkün kılan makinelerin çok mikdarda ithal edilmesi, ticaret muvazenesini alt üst etmiş ve fazla ziraî mahsullerini satmak suretiyle dahi, bu muvazeneyi düzeltmeğe müvaffak olamamıştır.” (4)

MARŞAL PLANI İDAM FERMANI

ABD yardımları ile Türk sanayisi, sömürgeleşme sürecinden geçtikten sonra ABD’nin açık pazarı konumuna gelmişti. Marshall Planı Türkiye’de aynı zamanda tembellik yaratmıştır. Ekonomik bir sorunun halledilmesinde hemen Marshall yardımlarına başvurulması, Türk ekonomisini hazırcılığa sürüklemiştir. 1950 yılı bütçesinde ortaya çıkan açık, Marshall Planı’ndan elde edilen yardımlarla kapatılmıştır. Aslında Marshall Planı bir kurtuluş değil Türkiye için idam planıydı.

ABD, komünizmin Ortadoğu’ya yayılmaması adına Türkiye’yi yanında tutmak istemiş ve Türkiye’ye yardım kanalını kapatmamıştır.

Marshall Planı, Türkiye’deki nüfus dengelerinin değişmesinde de etkili olmuştur. 1950’de % 18,5’i iken, 1960’ta da % 25,1’e ulaşmıştır. (5)

Marshall Planı sonrası Türkiye’de oluşan hazırcılık  topluma da yansımıştır. Bütçe açıkları daima krediyle kapatılmaya çalışılmış, kalıcı çareler üretilememiştir. Bu durum ülke içerisinde para darlığı oluşturmaya başlayınca bankalar kredi vermeyi kesmek zorunda kalmıştı. Böyle olunca halk sıkıntı içine girmişti. Para darlığı çeken tüccarlar, kredi sağlamak için tefecilerden yüksek faizle borç alma karşılığında evlerini rehin bırakmıştır. Sonuç olarak toplumda iflaslar görülmeye başlamıştı. Zamanla halkın alım gücü de iyice düşmüştür. İşsizlik oranları da bir hayli artmıştır. 1950’lerin sonlarına doğru işsizlik önemli derecede artmıştır.

Bütün bunlar gösteriyor ki, DP’li Adnan Menderes iktidarı, 46 Ruhu efsanesinin verdiği iştahla, Ezanın Türkçeden aslına döndürme perdesinin arkasında yürütülen politikalar sonrasında Türk ekonomisi borç batağına sürüklenmiş yabancı sermayenin kucağına oturtulduğu görülmektedir. Aslında 1855 yılında Osmanlının 100 yıllık borçlanmasının bittiği 1955  yılında tekrar istenen 100 yıllık borçlanma isteğini reddetmesiyle uzun vadeli borç boyunduruğundan kurtaran Adnan Menderes  Marshall Planıyla başka bir boyunduruğa mahkum olmuştur.

Sonuç; güçlü iktidara gelmenin neticesinde DP iktidarı kesenin ağzını açmış toplum bir anda rahatlamış, sonra aynı toplum alım gücü sıkıntısı yaşamaya başlamıştır.

Toplum bu sıkıntılar karşısında ciddi şekilde borçlandırılmış esnaf tefecilere mahkûm olmuştur.

Haddinden fazla borçlanma ülkeyi büyük sıkıntılara sokmuş, Marshall Planıyla, IMF boyunduruğuna mahkûm etmiştir.

İzmir İktisat Kongresinde ekonomi temelleri, devlet destekli, liberal, yerli özel sektör ağırlıklı, tarım – hayvancılık - sanayi üçgeninde dengeli ve ülke sathına yayılan bir modeli yerine, dış borç ve yabancı sermaye ağırlık bir ekonomi düzeneğine mahkum olmuştur.

Bir taraftan yabancı sermayeyle yeni tesisler kurmaya çalışırken, ülkenin elinde olan üretim kapasitesi yüksek tesisleri özelleştirmiş yada kapatmıştır.

Liberal politikaya yönelmesine karşın, devletçi yapıdan vazgeçmemiş, KİT’ler siyasi istihdam deposu haline gelmiş, kontörü kaybolduğu için zarar etmiştir.

Aslında Yalta planları işletilmiş siyasette olduğu gibi ekonomide de imtiyazlı, güdülen bir yapı içine sokulan Türkiye bağımlı hale gelmenin başlangıcı olmuştur.

Yalta planı daha 10. Yılında kendisini göstermiş gelişmesi gereken Türkiye müdahale sonrası büyük bir kesintiye uğramıştır. Türk siyaseti büyük bir yılkım yaşamış, Türk siyasetinin alnına kara bir leke sürülmüştür. 1960 siyaseten olduğu kadar ekonomik olarak da müdahalenin derin zararını görmüştür.

 

Kaynaklar (Rakamlar ve tarihleri yararlandığımız kaynaklar, Yorumlar ve değerlendirme kendimize aittir)

(1) Mustafa Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Arş. Gör. Osman Cenk Kanca

(2) ankara.edu.tr/dergiler Yrd. Doç. Dr. Abdullah Takım

(3) sahipkiran.org/ Gonca Çetin

(4) sosyalarastirmalar.com /Savaş Sertel• M. Bora SANYÜREK

(5) kenandabirkuyu.com/Betül Karatay

 

Not; Bu konuda bizimle bilgi belge paylaşmak isteyen dostların vereceği destek için şimdiden teşekkür ederim....

mceylan4262@gmail.com

 

 

 

 

4 - BORÇLANMA VE YABANCI SERMAYEYE DÖNÜŞ

Bütün zamanların ve her dönemin tartışmasız krizinin ekonomidir (4)

4 - BORÇLANMA VE YABANCI SERMAYEYE DÖNÜŞ

3 - LİBERAL EKONOMİDEN DEVLETÇİ EKONOMİYE

2 - CUMHURİYETİN İLK YILLARI EKONOMİSİ

1 - HER DÖNEMİN TARTIŞMASIZ KRİZİ EKONOMİ

LİG TABLOSU

Takım O G M B Av P
1.Galatasaray 25 17 5 3 31 54
2.Beşiktaş 24 16 5 3 27 51
3.Fenerbahçe 25 16 6 3 20 51
4.Trabzonspor 25 14 5 6 8 48
5.Alanyaspor 25 12 7 6 16 42
6.Hatayspor 25 12 7 6 12 42
7.Gaziantep FK 25 10 6 9 8 39
8.Fatih Karagümrük 25 10 8 7 5 37
9.Antalyaspor 25 7 6 12 -5 33
10.Göztepe 25 8 9 8 4 32
11.Sivasspor 24 7 7 10 -1 31
12.Konyaspor 24 8 10 6 2 30
13.Yeni Malatyaspor 25 7 9 9 -2 30
14.Kasımpaşa 25 8 12 5 -11 29
15.Çaykur Rizespor 25 6 10 9 -12 27
16.Kayserispor 25 6 12 7 -13 25
17.BB Erzurumspor 25 6 12 7 -15 25
18.Başakşehir FK 25 6 13 6 -16 24
19.Denizlispor 25 5 14 6 -20 21
20.MKE Ankaragücü 24 5 14 5 -13 20
21.Gençlerbirliği 24 5 14 5 -25 20

Video Galeri 1

Evde Kal
DENİZLİ
KORONA
BİLİYOR MUSUN KANALINDA MEHMET CEYLAN
AHMET DAVUTOĞLU
KURBAN MERKEZİ AKTAŞ ÇİFTLİĞİ
Tüm videolar...

Foto Galeri

SINAV NAYRAMPAŞA
MOZAİK FOLKLOR
KÜLÜPLER İFTAR SOFRASINDA BULUŞTU
BAYRAMPAŞA´DA KASTAMONU RÜZGARI
MHP BAYRAMPAŞA´YA KADINLAR
BAYRAK

“KADIN ÇALIŞANLAR İŞLETMELERİN BÜYÜMESİNE KATKI SAĞLIYOR”

EYÜPSULTAN MEYDANI YENİ ÇEHREYE KAVUŞUYOR

İMAMOĞLU: “25 YILDIR HİÇBİR DOKUNUŞTA BULUNULMAMIŞ”

AK PARTİ İSTANBUL’DA RADİKAL DEĞİŞİM RECEP ASİLSOY, YAVUZ AKSOY YÖNETİMDE

VAKALARDA ARTIŞ ENDİŞE VERİYOR

BAYRAMPAŞA'YA HÜKÜMET KONAĞI

AK İSTANBUL’A YENİ BAŞKAN KABAKTEPE Mİ?

TEPSİYLE BAŞKAN KAYAMAZ MI?

SARAÇ HOCA HAKKA UĞURLANDI

KAHRAMAN TÜRK KADINI ŞERİFE BACI

“BAYRAMPAŞA 11” DİZİSİ YAKINDA

4 - BORÇLANMA VE YABANCI SERMAYEYE DÖNÜŞ

EZBERLEME ŞEKLİ ZEKA TÜRÜNÜZÜ GÖSTERİYOR

2021 YILI AHİ EVRAN YILI

DÜNYANIN İLK KİLİSESİ KONYA’DA



Anahtar Kelimeler: BORÇLANMA YABANCI SERMAYEYE DÖNÜŞ